El Öpmekle Dudak Aşınmazmış!!
70'li yılların İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde, farklı bir öğrencilik yaşadım. Sadece ben değil, benim gibi binlerce öğrenci, aynı farklılığın ayrıcalığına sahip oldu. Eğitimciliğin zirve isimleri okulumuzun hocasıydı.
Farklı branşlarda devasa isimlerle birlikte olduk. Öğretmen öğrenci ilişkisinin ötesinde, onlardan çok şeyler öğrendik.
Seyyit Ahmet Arvasi hoca, sadece Fikirtepe Atatürk Eğitim Enstitüsünün değil, Türkiye'nin zirve ismiydi. Eğitim Psikolojisinin tartışılmaz otoritesiydi. Kitapları, makaleleri didik didik edilirdi.
Köklü aile bağları itibarıyla, İslami ilimlere olan hâkimiyeti, onun asıl yönüydü.
Okul saatleri yetmediği için, Erenköy'deki evinin müdavimiydik. Evi her akşam, bizim gibi fikir, düşünce ve ilim sevdalısı gençlerle dolardı. Bıkmadan usanmadan anlatır, sorularımıza cevap verirdi.
Arvasi hocaya sorabilmek ve bir şeyler öğrenebilmek için, çok hem de çok okumak zorundaydık. Bütün olumsuzluklara rağmen; o yılları okuyarak, sorgulayarak ve sorarak geçirdik. Bir gecede, iki kitap bitirdiğimiz günler oldu.
Düşünmeyi, niçin ve neden diyebilmeyi ondan öğrendik. Bu yüzden, hayatımızın sonraki yıllarında kimsenin kulu olmadık.
Evine ilk gittiğimiz günü hatırlıyorum. Muhittin Arar üstadımız, 'hazırlan akşama Arvasi hocaya gidiyoruz' dediğinde, çok heyecanlanmıştım.
4 kişiydik. İçeriye girdiğimizde, hepimizin ismini söyleyerek, kırk yıllık arkadaşıymış gibi karşıladı.
İlk sırada ben vardım. Elini öpmek için eğildim. Sımsıkı tuttu ve izin vermedi. Olmaz Ahmet dedi. Sadece tokalaşalım. Tokalaştım. Ama içimde anlatamayacağım bir burukluk yaşadım.
İlminden kana kana içtiğimiz bir âlim vardı karşımda ve bana elini öptürmüyordu.
Diğer arkadaşlarım da aynı şekilde, kendisiyle tokalaşmak zorunda kaldı. Fakat ifade edemediğimiz bir mahcubiyet yüzümüze vuruyordu.
Halimizi hatırımızı sordu. Sonra çaylar geldi. Her birimizin soracağı sorular var. Kendisinin anlatacağı konular nedir diye, ayrıca merakımız var.
Kısa süre sonra, konuyu açtı. Özlü ve toklu ifadelerle konuşmaya başladı:
' Elimi öptürmediğim için, gizli bir mahcubiyet duydunuz. Şimdi merak ediyorsunuz. Seyyit Arvasi hoca niçin elini öptürmedi diyorsunuz.'
Hocam çok şaşırdık ve gerçekten de merak ettik dedim.
Anlatayım o zaman diyerek, söze başladı.
El öpme konusu üzerine, yaklaşık 2 saat konuştu. Meselenin dini boyutundan, psikolojik yönüne müthiş şeyler anlattı. Ufkumuzu açan, düşünce dünyamıza sert darbeler indiren derinlikli bir konuşmaydı bu.
Arvasi hocanın anlattıklarından bazı başlıkları, şöyle paylaşabilirim:
'Kâinatın Efendisi (Arvasi hoca, Muhammed Aleyhisselam için hep bu unvanı kullanırdı) hayatının hiçbir döneminde, kimseye elini öptürmemiştir. Hep musafaha etmiştir. Yani tokalaşmıştır.
Çünkü o, kula kulluk yapmayı reddeden bir dinin tebliğcisidir. El öpmek, dinin bu temel kaidesine terstir. El öpme alışkanlığı, bu temel kaideyi kemirir.
İnsan yalnızca Allah'a saygı duyar, kulluk eder. Allah'a sığınır ve yardım ister. Bunu yapabildiği ölçüde esaretten kurtulur, hürriyetine kavuşur. İnsan hürriyetini kaybetmeye başladığında, ruhen köleliğin yolu açılır. El öpme bunun nihai noktasıdır.
Müslümanlar Fatiha suresini ezbere okur. Fakat ne söylediğini okumaz. Bilmez, hayatına geçirmez.
Okulda ders yaparız. Evde ilim meclisi kurarız. Siz benden faydalanırsınız, ben sizden. Arvasi hoca ilim sevdalısıdır, o kadar bir şeydir. Elimi öperseniz, bana ihtiramda bulunursunuz. Bu benim nefsime ağır gelir. İlmime saygı duyuyorsanız, elime değil, kitaplarıma sarılın. Beni değil, onları takdir edin. Varsa yanlışlarım söyleyin.'
Sohbetin sonunda dayanamadım, sordum kendisine:
'Hocam halk arasında bir söz var. El öpmekle dudak aşınmazmış'. Bu nasıl bir şeydir?'
Bir kitaba sığacak, şu cümleyi söyledi:
'Esarete düşmüş ve köleleşmiş ruhlar, kendine yalan uydurur.'
O gece, benim için kıymet biçilmez bir dersti. Yıllar hızla akıp geçti. Kimsenin elini öpmedim. Çocuklarım dâhil kimseye elimi öptürmedim.
Dudak aşınmaz diye el öpenleri çok gördüm. El öpe öpe, yalamalıktan yalakalığa terfi edenleri de gördüm.
Kaç devrin acılarına, hüsranlarına ve hicranlarına dikkat nazarıyla baktığımda, hep aynı şeyi gördüm. Her şey bir el öpmeyle başlamış. Ne kadar acı, ne kadar hüzün verici'