Muhammed Abdüsselam

Ahmet İNCE gordesgazetesi@gmail.com

Gençlik yıllarımda okuduğum, küçük çaplı ancak hacimli bir kitaptı. İsmi 'İdealler ve Gerçekler' idi. Bilimsel düşünmeyi ilke edinen ve Kur'an, Allah'ın ilminin lafzıdır gerçeğini öğreten bir içeriği vardı.
            Müthiş etkilenmiştim. Hayatımın sonraki yıllarında, bende devasa tesirleri oldu. Genç yaşta, bana sınırsız ufuklar açmıştı.
            Mesela şöyle diyordu;  'Muhal farz, peygamberimiz bugün hayatta olsaydı da Ay'a ilk gidenlerin bizden başkaları olduğunu görseydi; muhakkak ki bizi uyarır, ‘sizin cihadınız ilimde üstünlüğü elde etmenizdir.' derdi.
            Yine şu sözler de Ona aitti: 'Bugün bir hastaneye gidip de, hayat kurtaran o kadar ilacın bizim payımız olmadan yapıldığını gördükçe, kendime güvenim feci şekilde sarsılıyor.'
            Prof. Dr. Muhammed Abdüsselam'dan bahsediyorum.
            Pakistanlı,  Nobel kazanan ilk Müslüman fizik âlimidir.
            1926 yılında doğdu. Babası dindar ve samimi bir Müslüman'dı. Okudukları Kur'anı rahatlıkla anlayabiliyor, babası sayesinde ruhunda ve aklında geniş dalgalar meydana geliyordu. Abdüsselam, Mülk suresinin ilk ayetlerinden fevkalade etkilenmişti. Bu tesir onu, ileride dünya çapında bir Fizik âlimi yapacak ve Nobel kazandıracaktı.
            Pencap ve Cambridge üniversitelerinin Fizik ve Matematik dallarından birincilikle mezun oldu.
            1951 yılındaki doktora teziyle, kuantum elektrodinamiğinde çığır açtı.
            1957 yılında Londra Üniversitesi İmperal College'de, teorik fizik profesörü oldu.
            230'dan fazla orijinal bilimsel çalışma yaptı. Bu çalışmalarda Türk fizikçiler ve araştırmacılarda yanında yer aldı. Pek çok ödül, unvan ve nişanın sahibi oldu. Uluslararası kuruluşlarda ve bilim heyetlerinde görev aldı.
            1979 yılında Selam-Weinberg teorisi ile Nobel fizik ödülünü kazandı. Bu çalışma; zayıf etkileşmeler ile elektromanyetik etkilenmelerin, aynı bir teorik çatı altında birleştirilebilir olmasını ortaya koyuyordu.
            Einstein 35 yıl çalışmış, pek çok gözlem yapmış ve bu konu üzerinde sonuç alamamıştı. Abdüsselam'a Nobel kazandıran bu teori, dünya bilim çevrelerinde büyük ses getirmişti.
            Abdüsselam'a göre; ilim, Allah'ın sanatını anlama gayretidir. Nobel ödülünü getiren bilimsel çalışma ise; Allah'ın sanatının sadece bir kısmını anlama lütfüdür. Abdüsselam, Kur'an hakikatini şu ifadelerle açıklamıştır:
            'Her şeyden önce ifade edeyim ki ben Müslümanlığa hem inanan, hem de onu tatbik eden bir insanım. Ben bir Müslüman'ım; çünkü Kur'an'ın ruhi davetine inanıyorum. Kur'an benimle; kozmolojiden, fizikten, biyoloji ve tıp'tan alınan misallerle, tabiat kanunları üzerindeki in'ikasların bütün insanlığa hitap eden deliller olduğuna dikkat çekerek konuşuyor.'
            Evet, Kur'an konuşuyor. Kur'an bizimle konuşuyor. Bir tek şartla, anlarsak konuşuyor. Dolayısıyla anlamadan okumanın, hiçbir faydası yoktur Müslümanlara.
            Bugün Kur'an, ses ve makam yarışmalarında yer ediniyor. Hatimlerle, mukabelelerle defalarca tekrar ediliyor. Bu okumalarla Kur'anla konuşamazsınız. Sizin bir şey anlayamayacağınız gibi, O kitabın da size anlatacağı bir şey yoktur.
            Bugün Müslümanların yaşadığı dram ve zillet boşuna mı? Elbette değil. Çünkü Müslümanlar Kur'anla konuşacak bilgi ve şuur aydınlığına sahip değil. Rad suresi 11. ayet aynen şöyle: ' '' Şüphesiz ki bir kavim kendi durumunu düzeltmedikçe Allah onların durumunu değiştirip düzeltmez..'
            Abdüsselam gibi bende muhal farz yapmak istiyorum.
            Kur'an son kitaptır. Muhammet Aleyhisselam son nebidir. Şayet öyle olmasaydı. Yeni bir nebi ve kitap beklenecekti. O kitap; mutlaka bizim yaptığımız yanlışları, saçmalıkları, sapkınlıkları haber verecekti.
            Ancak böyle bir durum olmayacağına göre, bizim sorumluluğumuz daha ağırdır.
            Abdüsselam bütün bilimsel çalışma hayatı boyunca, Kur'anla konuşmuş; yaratılışı ilahi bir sanat olarak yorumlamış ve bilimin, onu öğrenmek olduğunu hayatına hâkim kılmıştır.
            Onu dünya çapında bir bilim insanı yapan serüven, Kur'anla başlamıştı. Mülk suresinin ilk ayetleri ona bir istikamet çizmişti. Abdüsselam Nobel ödül töreninde, nazik bir ifadeden sonra o ayetleri okudu:
            ' O ki yedi kat gökleri yaratmıştır. Rahmanın yaratışında bir aksaklık göremezsin. Gözünü ( çevrene-etrafına ) çevir de bak, bir bozukluk görüyor musun?
            Sonra gözünü tekrar tekrar çevir (bak); göz sana geri döner, bitkin ve ümitsiz bir halde!' ( Mülk suresi 3–4 )
             Abdüsselam bir keresinde ülkemize gelmiş ve bizimle ilgili şöyle bir tespitte bulunmuştu:
            ' Türkiye kardeş milletlerle olan münasebetleri ile daima hep lider olagelmiştir. Bu ülke; İslami ilimlere ve müspet ilme çok şey kazandırmış, büyük bir milleti temsil eder.
            Günümüzde bilimde ilerlemiş bazı ülkelerin, önde gelen akademik kuruluşlarında çalışan, mümtaz Türk ilim adamları ve uzmanları, İslam âlemindeki meslektaşlarının medar-ı iftiharıdır.
            Bu yüzden Türkiye'nin fıtri canlılığıyla, ilim liderliğindeki rolünü alacağına eminim. İlme gerekli öncelikler verildiği takdirde, Türkiye'nin 2025 yılına kadar ilimde lider olmaması için hiçbir sebep yoktur..'
            Ne güzel temenniler değil mi? Heyhat kim dinler, kim anlar?
            Kur'an'ı kendinden uzaklaştırmış ve onunla asla konuşamaz hale gelmiş bir toplumuz. Bilim ne ki hayatımızda? Bir siyaset dili var ve her şeyi bastırıyor.  Dini hayatımız siyasetle, bilim hayatımız siyasetle, düşünce hayatımız siyasetle, akademik hayatımız siyasetle, gündelik hayatımız siyasetle neşvü nema buluyor.
            Biz çok gerisinde kalsakta, bugün hayal olsa da; temennilerin için teşekkür Abdüsselam.
            Belki, evet belki bir gün, gerçekleşir söylediklerin'