Polly Baker Savunması ve Hukuk

Ahmet İNCE gordesgazetesi@gmail.com

Tarih 15 Nisan 1747, yer Londra. Kulüp ve kahvehanelerde General Advertiser isimli gazete elden ele dolaşıyor. Hemen herkes gazetede yayınlanan 'Miss Polly Baker'in Hitabesi' başlıklı yazıyı hararetle okuyor.
            Aslında hitabeden öte, bir kadının mahkeme önündeki hukuk savunmasıdır bu.
            Peki, Polly Baker kimdir?
            Amerikanın Boston şehri civarında yaşayan bir kadındır. Beşinci kez evlilik dışı çocuk doğurmak suçundan mahkeme önüne çıkarılmıştır. Bu savunmanın içeriğinde; toplumsal değerlerden dini değerlere, suç ve ceza kavramından ahlak kavramına kadar her şey vardır. Özetle bir hukuki savunma manifestosudur.
            Bu hitabeden yani savunmadan, kısa bölümler aktarmak istiyorum.
            Polly Baker kanunları çiğnediğini itiraf ederken kendini şöyle savunuyordu: ' Bununla beraber, şunları söylemek hakkını kendimde buluyorum. Şahsımın cezalandırılmasını öngören bu kanun, son derece gayri mantıki ve bana taalluk eden kısımlarıyla bilhassa şedit bir kanun. Ben doğduğum kasabada kimseyi rahatsız etmedim, kimsenin hakkına tecavüz etmeksizin sakin ve kendi halinde bir hayat süregeldim. Bundan böyle eğer varsa düşmanlarımın samimi olarak ortaya çıkmalarını ve hangi erkeğe veya kadına yahut çocuğa zarar verdiğimi, onların yaşayışlarını bozduğumu, huzurlarını kaçırdığımı açıkça söylemeye davet ediyorum.'
            O yıllarda Amerika'da evlenebilmek için, evlilik vergisi ödeniyordu. Polly Baker  bu konuda, savunmasıyla mahkeme heyetini şoke ediyordu: 'Ben ne tek bir kadının dahi kocasını yoldan çıkardım, ne de her hangi bir genci aldattım. Gerçekten hakkımda böyle bir şikâyet de vaki değil. Şu halde, beni dava eden kim? Bilmiyorum. Belki Adliye vekili, çünkü evlilik vergisi ödemedim ve evli olmadığım halde dünyaya çocuk getirdim.'  
            Polly Baker konuştukça mahkeme salonundaki izleyiciler gözyaşlarına boğuluyordu. Savunmasının dini bölümündeki şu ifadeler dikkat çekiciydi: 'Eğer ben, dini bir suç işlemişsem, bırakın dinimiz beni cezalandırsın. Zaten şu anda, dini cemaatlerin aforozuna uğramış durumdayım. Bu yetmez mi? Sizlerde benim Allah'a karşı suç işlediğimi ve bunun için ebedi ateşte kavrulmam gerektiğine inanıyorsunuz. Bu kâfi değil mi? O halde, üstelik hem para cezasına mahkûm edilmeme ve hem kamçılanmama ( O devirde Amerika'da bu suçu işleyenler kamçılanıyordu) ne lüzum var?'
            Hitabenin bu bölümünün sonunda şu ifadeler daha bir dikkat çekiciydi: 'Bu dünyaya çocuk getirdiğim için Allah'ın bana gücendiğine ve bunun için de beni cezalandırmak istediğine katiyen inanmıyorum. Allah, benim bu dünyaya getirdiğim çocuklarımın üzerinde kendi İlahi Merhametini ve hayret verici işçiliğini kullandı. Onların vücutlarına şekil verdi ve o vücutları mantıki ve ebedi ruhlarla taçlandırdı. Beyler! Bu meselelerde oldukça ifrata kaçarak konuştuğum için beni mazur görünüz, zira ben ilahi bir varlık değilim..'
            Hitabeyi yayınlayan gazete, bu davanın sonucunu da açıklamıştı. Mahkeme Polly Baker için beraat kararı vermekle kalmamış, kadını muhakeme eden bekâr hâkimlerden biri Polly ile evlenmişti. ( Bkz, Politikada Nükte, Nejat Muallimoğlu, 1976, Sf: 52 )
            Bu hitabe Londra basınından sonra Edinburg ve Dublin'de çıkan gazetelerde de neşredildi. Boston, New York ve Annapolis gazeteleri nutku iktibas ettiler. Nutuk Fransa'da da geniş yankı buldu. Düşünürler, felsefeciler, hukukçular bu nutuk üzerine geniş mütalaalar neşretti.
            Merakla takip ettiğinizi biliyorum. Ama sıkı durun biraz.
            Avrupa'yı sallayan, kurulma aşamasındaki Amerikan devletinin felsefi ve hukuki temeline harç teşkil edecek olan bu dava hayaliydi. Gerçekte Polly isimli bir kadın yoktu. Böyle bir dava da görülmemişti.
            Bu bir hikâye idi. Dr. Benjamin Franklin tarafından kaleme alınmıştı.
            Benjamin Franklin kimdir peki?
            Klasik bir Amerikan başarı hikâyesidir onun hayatı. Yazar, kâşif, bilim adamı ve diplomat. Amerikan İstiklal beyannamesini (1776) hazırlayanlar arasında o vardı. İlk Amerikan anayasasını hazırlayanlar arasında da o vardı.
            Bir devletin kuruluşunda ve kudretinde hukuk nizamının ne kadar elzem olduğunu merak edenler, Benjamin Franklin'i incelemelidir diyorum. Hayatı boyunca benzer pek çok hikâye kaleme aldı. Toplumda ufuk açtı, devletin geleceğini hukukla garanti altına aldı. Polly Baker hikâyesi, bunlardan sadece birisiydi.
            Polly Baker hikâyesindeki ana tema; Rasyonellik, Tabiat, Hürriyet ve Eşitlik idi. Benjamin Franklin'in hayatında bu kavramlar, şahsında tecessüm etmişti. Bunu Amerikan toplumu da kabul etti. Ve sistemini ona göre kurdu.
            Amerikan anayasasında, dünyada hiçbir anayasada olmayan bir ibare vardır: ' Halkın saadetlerin peşinde gitmesi.' Bu ibare Benjamin Franklin'in eseridir.
            Franklin bir gün yeni anayasa hakkında konuşurken, arka sıralardaki bir dinleyici kürsüye yürüdü ve şu soruyu sordu: 'O kelimeler hiçbir şey ifade etmez. Onun garanti ettiğini söylediği saadet nerede?'
            Müşfik bir çehre ile Franklin şu cevabı verdi: 'Arkadaş, Anayasa Amerikan halkına sadece saadetleri peşinde gitme hakkını garanti ediyor. Onu yakalayacak olan sensin.'
            Günümüz siyasetçilerine ders gibi sözler yine ona ait. Dini inanışı son derece kuvvetli olan Franklin, ölümünden önce şöyle yazmıştı:
            'Ben, efendim uzun bir hayat yaşadım. (1706–1790) Ve her geçen gün bana, şu büyük hakikati daha da berrak gösteriyor; İnsanları idare eden Allah'tır' Nasıl bir kırlangıç, Allah'ın emri olmaksızın yere düşmezse, bir devlet de O'nun yardımı olmaksızın yükselemez..'