Ramazan Sohbetleri-Sohbet-2

Ahmet İNCE gordesgazetesi@gmail.com

Geçen haftaki yazımda, Ramazan ayının sinesinde barındırdığı iki kavrama dikkat çekmiştim. Bunlar Takva ve Kur'an idi. Bu hafta, şükür ve dua kavramlarının üzerinde durmak istiyorum.
            Oruçla ilgili ayetlerden, Bakara 185. ayet şöyledir:
            'Ramazan insanlara rehber olan ve rehberin açıklayıcı ayetlerinden oluşan Kur'an'ın ve o Furkan'ın indirildiği aydır. Sizden kim o ayı yaşarsa onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta yahut yolculuk halinde olursa o günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunlar sayıyı tamamlamanız, ( orucun bittiği gün ) sizi buna yöneltmenize karşılık Allah'ın yüceliğini seslendirmeniz ve şükretmeniz içindir.'
            Dikkat edilirse, oruç'un bir başka hikmet boyutu ayette bize bildiriliyor. Nedir bu? Allah'ın yüceliğini seslendirmeniz ve şükretmeniz içindir. Yani oruç'un bir hikmeti de şükürdür.
            Peki şükür nedir?
            Üç türlü şükür tanımı yapılabilir. Birincisi, sizin hiçbir katkınız olmadan yapılanıdır. Mesela boyunuzun uzunluğu, sesinizin güzelliği birisi tarafından övüldüğünde, buna ‘Medih' denir.
            İkincisi, yaptığınız yemeğin güzel olduğunun övülmesi, yazdığınız yazının beğenilmesi sonucu yapılan övgü ise ‘Hamd' ile ifade edilir.
            Üçüncüsü, hiçbir karşılık beklemeden yapılan bir iyiliğe karşı duyulan ifade ise 'şükrandır'
            Yaratan, var eden, affeden, müjdeleyen Rabbimiz oruç ile bize emsalsiz bir başlangıç imkânı sunuyor. Günahlardan, kusurlardan pişman olup, oruçla başlayan bir arınma iklimi bahşediyor.
            Bu Rabbimizin bir iyiliği, bir lütfüdür biz kullarına. Önce farkına varıp, sonra şükretmek şiarımız olmalıdır. Bizi Ramazana kavuşturan Rabbimize teşekkür etmek şükrandır.
            Peki, şükranın zıddı nedir? Nankörlüktür. Bizim için, mutluluğumuz için, iki cihanda saadetimiz için bir fırsat olarak sunulan Ramazanı görmemek, o aya çıkıp ta oruç tutmamak nankörlüktür.
            Kur'an; şükran ve nankörlük kavramlarını birlikte kullanarak, bizleri uyarıyor.
            Mesela şu ayete bakalım: 'Sakın ha! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.' (Zümer 66 )
            Devam edelim ilgili ayetlere dikkat kesilmeye:
            'Şurası bir gerçek ki Allah'ın insanlara ikramı çoktur; ama onların çoğu şükretmezler.' (Yunus–60, Neml- 73 )
            'Biz insanlara doğru yolu gösterdik, artık ister şükreder, isterse de görmezlikten gelir (nankör olur)' (İnsan–3)
            'Beni aklınızdan çıkarmayın ki bende sizi çıkarmayayım! Bana şükredin, nankörlük etmeyin.' (Bakara–152)
            Evet. Ramazan; takva, Kur'an, şükür ile bize bambaşka bir iklim sunuyor. Bu iklimin zirvesi ise duadır. Şimdi dikkatinizi oruçla ilgili ayetlerden olan Bakara 186. ayete çevirmenizi rica ediyorum:
            'Kullarım sana beni sorarlarsa Ben onlara yakınım. Beni yardıma çağıranın çağrısına cevap veririm. Onlarda Benim çağrıma cevap versinler ve bana güvensinler ki olgunlaşabilsinler.'
            Geçen haftaki yazımda Bakara 183, 184, 185, 186 ve 187. ayetlerin oruçla ilgili olduğunu söylemiş, direkt alakalı gözükmemesine rağmen, bu 186. ayetin adeta oruç ibadetinin bir finali olduğunu dile getirmiştim.
            Burada kısa bir açıklama yapmam lazım. Kur'an bir ayetler kümesidir. Kümeler arasında muazzam bir ilişki vardır. Bunlara girmeden, anlamları çözmek kolay olmaz. Ayrıca bir konu üzerinde ayetler devam ederken, birden hiç o konuyla ilgili gibi gözükmeyen bir başka ayet araya girer.
            Bakara suresinde 183, 184, 185. ayetler oruçla ilgili devam ederken, araya 186. ayet girer. Hiç oruçtan bahsetmez ilk görünüşte. Sonra 187. ayetle oruçla ilgili hükümler son bulur.
            Ramazan hakikatinde takva, Kur'an, şükür demiştik. 186. ayet bu başlıkları taçlandıran bir ser levhadır. Yani duadır. Takvaya önem verdik. Ramazan gecelerini Ku'anı anlamakla geçirdik. Rabbimize şükredeceğiz ama nasıl? İşte bu ayet, duanın kıymetini ortaya koyuyor.
            Rabbimizi nasıl yardıma çağırırız? Duayla değil mi? Rabbimize güvenimizi nasıl belirtiriz? Duayla değil mi?
            Ayette geçen ‘olgunlaşabilsinler' ifadesi, kulun ancak şükür ve dua ile bunu gerçekleştirebileceğini ortaya koyuyor. Olgunlaşma ifadesi, aynı zamanda kulun gerçek hürriyetine kavuşma şeklidir. İnsan ona buna takılır. Ondan bundan yardım diler. Onu bunu aracı yapar. Bu haliyle insan, asla olgunlaşmaz yani hür olamaz.
             Gerçek olgunluk, insanın hürriyetine kavuşmasıdır. Buda Rabbine sığınması, Ondan istemesi ve Ondan beklemesi ile mümkün olur. İşte Ramazan bize bu gerçekliği öğretiyor.
            Peki, duayı nasıl yapalım?
            Musa el-Eş'ari'den gelen bir rivayete göre; Bir savaş dönüşünde Medine'ye girerken, Ashab-ı Kiramdan bazıları yüksek sesle tekbir getirmeye başlayınca, Resulullah onlara engel olmuş ve şu sözleri söylemiştir: 'Sizler sağır ve uzaktaki birine değil, her şeyi duyan, gören ve sizinle birlikte olan Allah'a dua ediyorsunuz.' (Buhari, Müslim, Tirmizi)
            Burada Resulullah'ın dikkat çektiği durum, duada gizliliktir.
            İnsan Rabbi karşısında acziyetini bilmeli ve gizlilik içinde ona dua etmelidir. Duayı nasıl yapmamız gerektiğini, bize yine Kur'an öğretiyor. Şu iki ayet bunu gösteriyor:
            'Yalvara yakara ve gizlice Rabbinize dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.' ( Araf- 55 )
            'Düzene konulmasından sonra, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Korkarak ve umarak O'na dua edin. Şüphesiz ki Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara yakındır.' (Araf- 56)
            Demek ki dua; gizli, yalvararak, yakararak, korkarak ve umarak yapılırmış.
            Kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Günümüzdeki yapılan toplu ve şahsi duaları şimdi Kur'an hükümleri ve Resulullah uygulamaları çerçevesinde bir karşılaştırın lütfen. Kararı siz verin.
            Yazımı bu dua hakikati ışığında, Resullullah'ın şu sözleriyle bitirmek istiyorum:
            'Şu üç kimsenin duası geri çevrilmez; İftar edinceye kadar oruçlunun, adil hükümdarın ve mazlumun duası.' (Tirmizi, Daavat–129, İbn Mace, Sıyam–48)