Tatlı Dil
Bizler Altınova'da yaz döneminde sitedekilerle hep dostça zaman geçiriyoruz. Özlemle kavuştuğumuz kişiler arasında gece kurulan pazar esnafı da adeta bizlerin arkadaşı oldu. Dün gelir gelmez, özlemle sitedeki komşularımızla görüştüm. Sevgi dolu, güzel bir gündü. Gecede kurulan pazardaki esnafla selamlaştık. Onlar da artık bizim için değerliler...
Size anlatacağım hikaye, Denizli Buldan'dan havlu satmaya gelen delikanlının hikayesi.
Her yörenin ayrı ayrı güzellikleri var. İletişimde dil insanı öyle cezbediyor ki, bazısını yıllar geçse de unutamıyorsun. Her gece komşularla birlikte gece pazarını ziyaret ederdik.
En çok uğradığımız pazarcı, Denizlili havlucuydu.
Havlu alsak da almasak da mutlaka onun önünde durur, tatlı şivesiyle söylediği konuşmalarını dinlerdik. Öyle güzel konuşurdu ki... Adeta yemeğin üstüne yenen baklava misali. Sözleri şöyleydi:
Gelverin gari, havlular var. Pek de iyi kurulavero gari... Henginden alıveceniz mi? Alıvemeceniz mi? Alverin gari!
İskemlede şöyle oturuverdin mi! Sıcak suyu da maşrıpayla şöylecene başından aşşana dökvedin mi, amanın pek de güzel yunveceniz gari... Benim havluylanda bi güzel kurulenveceniz, yumuşak yumuşak.
Biz ise pazarcı bu sözleri söylerken, onu tiyatro izler gibi hayranlıkla seyrederdik. Tatlı diliyle konuşmasına rağmen baktı ki hiç alan yok, şimdi sıra şikayete gelirdi:
Bene bak bene... Bunları alveceniz diye getirvedik... Madem almacediniz, ne diye sölemediniz... Gülü gülü tezem. Gülü gülü... Gene bekleyiveriz.
Sözleriyle bizlerde neredeyse her gün bir havlu alacağımız gelirdi.
Ertesi yıl yine Denizlili havlucumuz geldi ama bu yıl havlu satan delikanlı çok farklıydı. Merhabamıza bile kısa ve net cevaplar veriyor, tatlı dili bırak, konuşmuyordu bile... Geçerken arkaya oturmuş, tezgaha koyduğu havlularla hiç ilgilenmeyen bir kişilik sergiliyordu.
Önce acaba bir üzüntüsü mü var diye düşündüm. Üç gün sonra dayanamadım, arkada oturan Denizlili delikanlıya seslendim:
Sen şöyle bir öne gel de soracaklarım var diyerek söze başladım.
Oğlum, sen hasta mısın? Bir üzüntün mü var? Senin o güzel konuşmalarına ne oldu? Havlular bir tarafta, sen bir tarafta.
Diye başladığım söze şöyle cevap verdi:
Somaa gari... Hiçbişeciğim yok. Ben bu sene evlenivedim de... Aldım bir zengin kızını, para desen var, mal var, mülk var. Yok! Yok! Herbişecimiz olvedi gari. Sen şinci niye geldin? Dicen ya! Bu havlular elimde kaldıydı da, hadi bitirveren gari diye gelvedim pazara. Neden çenemi yorvecemişim boşu boşuna. Bu havlulardan da ister alven! İster almen! Bane ne... Heç örselemez beni. İratım pek iyi. Allah'a şükür... Dünya varmış be!.. Size havlu saten diye uğraşa uğraşa öldüm gari!.. Benden bu kadar... Deyivermez mi?..
Mutluluklar dilerim oğlum.
Ama biz o güzel sözleriyle havlu satan delikanlıyı çok sevmiştik. Görürsen, sen ona selam söyle, yine o tatlı diliyle konuşmayı bırakmasın. Bence o paradan, maldan daha güzeldi. Diyerek vedalaştım.
Yaşam böyle işte... Güzellikleri sunarken, gülümseyen kişiliğini maddiyata kaptırmış, yaşam enerjisinin bile yok olduğunun farkına bile varamamış Denizlili delikanlı... Hoşçakal...