Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Allah'a Açılan Savaş:Faiz

17 Ocak 2019 - 11:13

(Bu yazıyı; Allah'a iman etmiş, ahiret gününde hesap vermenin hakikatiyle, hayatını tanzim etmeye çalışan gerçek müminlere ithaf ediyorum')
             Faiz, sadece ekonomik bir kavram değildir. Tarih boyunca, aynı zamanda bir insanlık sorunudur. Emeği, alın terini, üretimi, sermayeyi yiyip bitiren bir illettir. Asırlarca insanları sömüren ve neticesinde köleleştiren bir illettir üstelik..
            Tevrat'ta, İncil'de açık ve seçik ifadelerle faiz yasaklanmıştır. Kur'an'ın ifadeleri, hiçbir tevile ihtiyaç kalmayacak şekilde nettir. Ne hazindir ki dün olduğu gibi, bugün de insanlık faiz belası yüzünden perişandır ve modern çağın köleliğini yaşamaktadır.
            Peki niye?
            Kur'an araştırmalarında, iliklerimi titreten çarpıcı bir gerçekle tanıştım. Allah'ın şirkten sonra, en çarpıcı ve en sarsıcı ifadelerle tanımladığı günahın, faiz olduğunu gördüm. Allah faizi ve faizciliği, kendisine ve elçisine karşı açılmış bir savaş olarak tanımlıyor.
            Buna rağmen insanlık, faiz kıskacında kıvranıp köleleşiyor. Oluşturulan algı yöntemleriyle, siyasi güçle toplumlar ve devletler buna mecbur bırakılıyor. Kimse itiraz edemiyor, boyun eğiyor.
            Faiz, şeytanın elindeki maymuncuktur. Bütün kapıları açıyor. Mukaddesleri kirletiyor. Allah'a karşı açılan savaşta safları sıklaştırıyor, çılgın taraftarlar oluşturuyor.
            Meselenin tarihi seyrine bakmakta fayda olduğu görüşündeyim.
            Firavun'un hükümranlığını sağlamlaştırmak için kullandığı en etkili silah faizdi. Mısır'da kölelik, faiz sistemiyle gelişti. Kur'an bu durumu, şöyle anlatır: 'Firavun kavmine şöyle seslendi: ‘Ey kavmim! Mısır'ın hükümranlığı bende değil mi? Bu ırmaklar ayağımın altından akmıyor mu? Görmüyor musunuz?' (Zuhruf–51)
            Asurlular, Sümerler ve Yunanlılar hep belli faiz oranlarını kullandılar.
            Eski çağ filozoflarından Aristo ve Platon, faize şiddetle karşı çıkmıştır. Platon, ‘fayda karşılığında borç verilmesini' kabul etmemiştir. Faize tavır alan Aristo'nun şu sözü önemlidir: ‘Para, parayı üretemez..'
            Cahiliye döneminde Araplar, faizi kullanıyorlardı. Borç para veriliyor. Vadesi dolduğunda, alacaklı borçluya 'ödeyecek misin?' diye soruyordu. Borçlu ödeyemeyecek durumdaysa, miktar artırımı yapalım diyerek, vadeyi uzatıyordu. Böylece faiz birleşik olarak artıyordu.
            Borç ödenemeyecek durumdaysa; borçlu çocuklarından birisini alacaklısına veriyor ve hesap kapanıyordu. Araplar faizin haram olduğunu bilmesine rağmen, bu faaliyete devam ediyordu. Ancak Kâbe hizmetlerinde, faizli kazanç kullanılmasını yasak etmişlerdi.
            Yahudiler, Tevrat'ın kesin hükmüne rağmen, faizi meşrulaştırdılar. Bunu şöyle başardılar. Faiz yasağını tümüyle Tevrat'tan kaldıramayacaklarını anlayınca, kavram üzerinde oynama yaptılar.
            Onlara göre faiz yasağı, iki Yahudi arasında geçerli olabilir. Yani iki Yahudi'nin faiz alıp vermesi haramdır. Ancak bir Yahudi, Yahudi olmayan birisiyle faiz sözleşmesi yapabilir. Yahudi kaynaklarında faiz kavramı, ‘neşeh' sözüyle ifade edilir. Neşeh, kelime anlamıyla yılan sokmasıdır. Yılan sokması ilk anda hafif hissedilir. Fakat zehir tüm vücudu sarınca, kurtuluş mümkün olmaz.
            Böylece Yahudiler; kendileri için haram gördükleri yılan sokmasını yani faizi, başkaları için kullanmakta hiçbir sakınca görmemişlerdir. Kur'an, onların durumunu şöyle anlatır: 'Yasaklandığı halde faiz almaları ve halkın mallarını haksız yemeleri sebebiyle de kâfir kalanlarına da gayet acıklı bir azap hazırladık.' (Nisa–161)
            İncil'de faiz şöyle yasaklanmıştır: 'Birilerine ondan bir karşılık ummak için ödünç verirseniz; bunun için hangi teşekkür beklenir? Günahkârlarda bir şey almak için birbirine ödünç verirler.' (Luka 6/34)
            Hıristiyanlar Yahudilerin metodunu kullanarak, faize meşruluk kazandırmışlardır. Üstelik Kilise'nin yaptırımlarına rağmen. Zaman içinde faiz yasağı hızla gevşetilmiş, 1574 yılında Cenevre'de, faize resmen izin verilmiştir.
            Peki, Müslüman dünyasında ilk faizli işlem ne zaman başladı. Size ilginç tarihi belgeleri aktarmak istiyorum.
             Abdülaziz El Duri, ‘Irak'ın İktisat Tarihi' isimli eserinde, Irak valiliğinde yaşananları şöyle anlatıyor. Miladi 912'de Abbasilerin Irak Valisi, iki tane Yahudi sarrafı görevlendiriyor. Her aybaşında, onlardan 150 bin dirhem borç alıyor. Çünkü ödeme sorunu yaşıyor.
            Borcuna karşılık, Ahvaz bölgesinin vergilerini Yahudi tüccarlara bağlıyor. İki yıl boyunca, devleti faizle finanse ediyor. El Duri, bu gerçek ışığında şu tespiti yapıyor: 'Her ne kadar ilk faizli banka 1150'lerde Venedik'te kurulmuş dense de, aslında ilk faizli banka 912'de Abbasiler döneminde kurulmuştur..'
            Hz. Peygamber hayattan geçeli daha birkaç yıl olmuş. Basra bölgesinden Hz. Ömer'e bir heyet gelir. Onlara şöyle seslenir Ömer: 'Duydum ki sizin oralarda faizcilik çok yapılıyor. Faizciliğin tozundan bile uzak durun..'
            Basra neresidir? Medine'nin çok yakınında. Resul vefat edeli daha birkaç yıl olmuş. Müslümanlar faize devam ediyor.
            Mezhepler ne demiş faiz için?
            Hanefi fıkhında hüküm şu: 'Mübadeleli akitlerde taraflardan birisi lehine koşulan karşılıksız fazlalıktır.' Ayrıca Hanefiler, faizli işlemleri tartılan ve kileyle işlem gören mallarla sınırlamışlardır. Böyle olunca, kâğıt para devreden çıkmış oluyor ve faizciliğin önü tamamen açılıyor.
            Mesela Şafii mezhebinin tanımına bakarsanız, okuduğunuzdan hiçbir şey anlamazsınız. Belli ki yazanlar da yazdıklarından bir şey anlamamışlar. Maliki ve Hanbelîlerde de durum farklı değildir. Netice itibarıyla; Kur'an'ın açık ve seçik hükmüne rağmen, fıkıh yorumlarıyla faiz kavramı yumuşatılmış ve sonuna kadar önü açılmış.
            16.yy'da Osmanlı'da nakit sıkıntısı yaşandı. Para Vakıfları devredeydi. Kısaca söyleyeyim, vakıf paralarını işletmek yerine satmayı düşündüler. Şeyhülislam Ebusuud efendinin ünlü fetvalarıyla faize yol açıldı. Para Vakıflarının %16 oranında faizle para işletmesi, dinen caiz hale getirildi.
            Mısır'da 1911 yılında, Mısır Milli Bankasının kuruluş müzakerelerinde ilginç görüşler ortaya atıldı. Kur'an'da fahiş tefecilikten bahsedildiği, normal faizi yasaklamadığı dile getirildi. Bu görüşe dayanak olarak, Ebu Suud efendinin fetvaları gösterildi.
            Temel atılmıştı. 31 Ekim 2002 tarihinde, Mısır Baş müftüsü Tantavi başkanlığındaki Din İşleri Yüksek Kurulu, banka faizinin helal olduğuna dair fetva yayınladı.
            Sizi sıkmamaya çalışarak, faizin tarihi serüvenini vermeye çalıştım. Evet, tarihin her döneminde Allah'ın bütün uyarılarına ve hükümlerine rağmen, insanlık faizde ısrar ediyor ve Allah'a karşı savaşını sürdürüyor.
             Kur'an'ın hükmü ve Allah Resulünün uyarılarıyla, bugüne gelmek istiyorum..
            Allah faiz konusunda, niye bu kadar ısrarcı ve niye bu kadar sert uyarılarda bulunuyor?
            Çünkü O, her şeyi bir ölçüye, bir fıtrata göre yarattığını söylüyor. İnsanı yaratmasındaki gaye, bu ölçüye ve fıtrata ne kadar uyup uymayacağıdır. Yani imtihan dediğimiz realite bu.
            Dolayısıyla Rabbimiz, bu fıtratın hiçbir şekilde bozulmasını istemiyor. Faiz fıtratı bozuyor. İnsanı ve toplumları köleleştiriyor ve neticesinde Allah'tan uzaklaştırıyor. Ayet bu durumu ne güzel anlatıyor: 'Yüzünü dosdoğru bu dine, Allah'ın insanları yarattığı fıtrata çevir. Allah'ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din budur. Ama insanların çoğu bunu bilmez.' (Rum–30)
            İnsan, Allah'ın ayetlerindendir. O, fıtratın bozulmaması için hatırlatmaya devam ediyor. Önemli olan, insanın bu uyarılara kulak vermesidir. İlgili ayet, bunu şöyle dile getiriyor: 'Şurası kesin ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik, beraberlerinde Kitab'ı ve mizanı indirdik ki insanlar her şeyin hakkını versin.' (Hadid–25)
            Bütün bu uyarılara ve konulan hükümlere rağmen, insan ne yapıyor? Allah'a muhalefet ediyor. Faiz konusunda çarpıtma ve algı yöntemlerini kullanarak, Allah'tan uzaklaşıyor. Şu ayete kulak verelim: 'Onlar dünya hayatını ahiretten çok seven, bir çarpıtma, bir algı yönetimi yaparak Allah yolundan uzaklaşan/ uzaklaştıran kimselerdir. Onlar derin bir sapkınlık içindedirler.' (İbrahim–3)
            Müslümanlar faiz bahsini, Kur'an'dan nasıl çıkardılar. Görmezden gelerek, yok kabul ederek, fıkıh yorumlarına sığınarak, kelimelerle oynayarak ve hepsi kadar önemlisi; dünya kazancını ve menfaatini tercih ederek..
            Hâlbuki Allah'ın ayetleri, gayet açık ve nettir. Mesela bir kaçına bakalım:
            'Müminler, mallarınızı aranızda uydurma (batıl) yolla değil, karşılıklı rızaya dayalı ticaretle yiyin de kendinizi öldürmeyin; Allah size karşı çok merhametlidir.' (Nisa–32)
            'Ey Allah'a güvenenler! Özelliği kat kat katlanarak artma olan faizi yemeyin. Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ki umduğunuza kavuşasınız. Ayetleri görmezlikte direnenler (kâfirler) için hazırlanmış olan o ateşten kendinizi koruyun.' (Al-i İmran–130)
            'Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimsenin davranışından farklı davranış göstermezler. Bu onların ‘alım satım, tıpkı faizli işlem gibidir' demeleri yüzündendir. Allah alım satımı helal, faizli işlemi haram kılmıştır. Kim Rabbinden bir uyarı ulaşır da ona hemen uyarsa daha önce aldıkları kendinindir. Onun işi Allah'a aittir. Kim de devam ederse, onlar cehennem halkıdır, orda ölümsüz olacaklardır.' (Bakara–275)
            'Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
            Eğer böyle yapmazsanız, ALLAH VE RESULÜYLE SAVAŞA GİRDİĞİNİZİ BİLİN! '' (Bakara, 278–279)
            Muhammed Aleyhisselam, faiz konusundaki titizliğini göstermiş ve ümmetini sıkça uyarmıştır. Bir kaçını buraya almak istiyorum:
            'Altın, altın karşılığı; gümüş, gümüş karşılığı; buğday, buğday karşılığı; arpa, arpa karşılığı; hurma, hurma karşılığı ve tuz, tuz karşılığı eşit miktarlarda ve peşin olarak değiştirilir.
            Kim fazla verir ya da fazlalık isterse faize düşmüş olur. O faizi alan da veren de aynıdır.'
            'Borç verene menfaat sağlayan her karz sözleşmesi faiz işlemidir.'
            SONUÇ OLARAK;
            19.yy'dan itibaren tüm dünyada kâğıt paranın hükümranlığı başladı. Önceleri altın ve gümüş değeriyle ölçülen paralar, kâğıt para ile değerlenmeye başladı. Bunların kâğıt ağırlığından başka bir kıymeti yoktu.
            Ancak büyük siyasi güçleriyle, askeri kudretleriyle dünyada para babaları, büyük bir düzen oluşturdu. Merkez Bankalarının döviz rezervleri, dolar ile ölçülür hale geldi. İnsanı, emeği ve tasarrufu sömüren bu düzenin adı kapitalizmdi. Dayanağı kredi idi. Kredi demek faiz demekti.
            Bilimsel yaftası taktıkları ekonomi dersleriyle, tekellerindeki basın yayın organlarıyla, siyasi güç ve kudretleriyle, büyük bir algı yönetimi oluşturdular. Modern çağın kölelik sistemini böyle kurdular.
            Allah'ın hükümleri unutuldu. Müslümanlar faiz konusunu görmezden geldi, yok farz etti. Allah'a ve elçisine karşı açılan savaşta, Müslümanlar hep ön safta yer aldı.
            Önceki kavimlerin ve toplumların yaşadığı dramı, bugün de yaşamaya devam ediyoruz.
            Kur'ansız Müslümanlık; Kur'an dışı, bir din haline geldi. Şirkten sonra, Allah'ın en sert biçimde uyardığı faiz konusunu konuşmuyor ve asla tartışmıyoruz. Cuma hutbelerinde bile, vaaz konusu olmuyor. 

Bu yazı 1633 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum