Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Baki,Sinan Bir de Süleyman!

27 Temmuz 2018 - 11:17

Geriye bakmak, bir yönüyle insanı yüceltir. Ömür sınırlıdır. Vakit geldiğinde, her şeyi geride bırakır insan. İşte o vakit gelmeden, şunu sorabilmeli kendisine: 'Geride ne bıraktım?'
            Mal mı, mülk mü? Yoksa daha başka şeyler mi? Senden sonra insanların faydalanacağı bir ilim mi? Fikir ve düşünce mi? Asırlara hükmedecek bir sistem mi?
            Bu soruyu en çok sorması gereken, aslında idareciler olmalıdır. İster padişah ol, ister kral. İster Cumhurbaşkanı ol, ister başbakan. İster bakan ol, ister müsteşar. Ne olursan ol, geride ne bıraktığın önemlidir.
            Çok partili hayata geçtiğimiz günden bugüne, Türkiye manzarasına bu nazarla bakıyorum.
            Kimler geldi ve kimler geçti. Başbakanlar, bakanlar, hükümetler, bürokratlar ve niceleri.. Düşünmeye çalışıyorum, onlardan geriye ne kaldı?
            Hepsinin bu ülkeye önemli katkıları olmuştur.
            Ancak en büyük heyecanı, mühendislik hizmetlerinde yaşamışlardır. Barajlar, yollar, tesisler, binalar, metrolar, köprüler ve dahası.. Buna rağmen, her devrin siyasi ve sosyal çalkantıları karşısında, ciddi zorluklar yaşamışlardır.
            Şunu demek istiyorum; yol, köprü, baraj yaparken duydukları heyecan ve arzuyu, siyasi ve sosyal meselelerin çözümünde ortaya koyamamışlardır. Bu çarpıklık, bugüne kadar devam etmiştir.
            Niye?
            Bu soruyu kendime sıkça soruyor ve cevap bulmaya çalışıyorum.
            Türkiye hala hukuk sisteminin sıkıntılarını konuşuyor. Kaç yılda, kaç kez tuz buz oldu. Hala anayasa konuşuyoruz. Hala neyi nasıl yapmamız gerektiğine, karar verebilmiş değiliz.
            Toplumsal bir ittifakla tesis edilmiş ve yıllardır uygulana gelen bir hukuk sistemi, kimin zamanında kurulmuştur. Şudur, şu isimdir diyebiliyor muyuz? Elbette diyemiyoruz.
            Eğitim ve öğretim, toplumun can damarıdır. İktidarlar boyu, kaç kere sistem değiştirilmiş. Bir iktidar döneminde bile defalarca yazboz edilmiş. Ülkenin kalkınmasına, gelişmesine hizmet edecek bir sistemi hala arıyoruz.
            Öyle bir eğitim sistemi getirildi ki Türkiye onun sayesinde ciddi bir çıkış yakaladı. O sistemin kurucusu, o bakandı. Şu iktidar dönemindeydi? Peki kim? Elbette hiç kimse..
            Mali yapımız, vergi sistemimiz nasıl demeye gerek var mı?
            Direkt değil, dolaylı vergi toplayan bir sistem. Kontrol mekanizmaları zayıf. İstismara açık bir yapı. Yıllarca ne hikâyeler yaşadık. Adalet hissiyle çatışan bu sistemle başarılı olabilir miyiz?
            Amerika, Mafya yapılanmalarıyla büyük mücadele verdi. Polis mücadelesiyle başarılı olamadı. Ancak öyle bir vergi sistemi getirdi ki sonunda Mafya yapılar çöktü.
            Adaletli, direkt, istismara kapalı bir vergi sistemini, bizde o büyük iktisatçı kurdu. Şu başbakan büyük destek verip uyguladı. Türk ekonomisi, bu sistemle çok daha güçlü hale geldi.
            Kimdi o iktisatçı? Kimdi o başbakan? Kimdi o iktidar?
            Elbette hiçbirisi, hiçbirisi..
            Türkiye'nin sosyal güvenlik yapısı, büyük çarpıklıklar içinde yüzüyor. Sistem her iktidar döneminde alt üst edildi. Birisi geldi, emekli yaşını yükseltti. Birisi geldi, aşağı çekti. Birisi geldi, prim borçlarını afetti. Birisi geldi, önüne geleni şemsiye altına aldı.
            Bugün dünyada, sosyal güvenlikte altın bir kaide var. Sistemin sağlıklı çalışabilmesi için, aktüeryal dengenin yerinde olması lazım. Yani 4 çalışana, 1 sigortalı. Peki, bizde nasıl? 2,65 çalışana 1 emekli. Bu nereden fatura ediliyor? Elbette hazineden.
            Sosyal Güvenlikteki mucize yapı, onun gayretleri ile kuruldu. İktidarı boyunca hiç taviz vermedi. Sistemi hukuki teminat altına aldı. Türkiye bir süre sıkıntı çekti. Ancak sonra düzlüğe çıktı.
            Sistem tıkır tıkır işliyor. Peki, kim bu iktidar? Elbette hiç biri, hiçbiri..
            Bizde iktidarlar, hep bir sonraki seçimi düşündü. Sistem ve yapı inşa etmek yerine, halka hoş gelecek işler yapmayı tercih ettiler. Halk kendine hoş gelecek icraatlar için iktidar seçti.
            Bir devletin çağa ayak uyduracak eğitimi, mali politikası, sosyal güvenlik yapısı, hukuk düzeni hala ağır aksak yürüyorsa, istikbale nasıl emin bakabiliriz?
            Nice iktidarlar gelip geçti. Barajlar, yollar, tüneller, metrolar yaptılar. Toplum ve devlet hayatının olması ve yapılması gereken işleriydi. Ortalama her iktidarın gerçekleştirdiği icraatlardı. Hiç biri, onlarla anılmıyor.
            Hatırlanması ve kıymet bilinmesini gereken, yapısal sistemlerin hiçbirisinde isimleri yok.
            Aslında iktidarlar açısından geriye dönüp baktıklarında, gururla söyleyebilecekleri ve millete miras olarak bırakabilecekleri; bir eğitim, bir mali, bir sosyal güvenlik, bir hukuk sistemi olmasını ne kadar arzu ederdim.
            Bunları niçin yazıyorum?
            Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl iktidarda kaldı. Osmanlının cihan devleti olması, onun dönemindedir. Askeri başarıların yanında, devletin iktisadi yapısı zirveye çıktı. Hazine lebaleb (taşacak kadar) doludur. Nesli tükenen hayvanlar için, vakıflar kurulur ve hazineden kaynak aktarılır.
            Osmanlının, Akdeniz'i Türk gölü haline getirdiği dönemdir.
            O Kanuni, iktidarı ve saltanatı için şunları söylemiştir:
            'Saltanatımın en bahtiyar tarafı; Baki gibi bir şaire, Sinan gibi bir mimara sahip olmamdır.'
            46 yıllık bir saltanat, bir iktidar döneminin bahtiyarlığına bakın. Bu öyle bir bahtiyarlıktır ki asırlardan beri milletin çocuklarını da bahtiyar etmektedir.
            Bütün mesele, geriye dönüp bakmak ve ne bıraktım diyebilmektir'.

Bu yazı 1350 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum