Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Bedir Savaşının Anlattıkları

08 Haziran 2017 - 13:51

Bedir savaşı, Kur'an'da pek çok ayette tafsilatlı olarak anlatılmıştır. İlgili ayetler bir tarihi olayı rivayet etmesinin yanında, bize çok önemli mesajlar vermektedir. Bedir olayında; 'nebi-resul' kavramının bilinmesi ve namaz hakikatinin idrak edilmesi yönüyle çok önemli noktalar vardır.
            Bugünün Müslümanları; Bedir savaşına sadece tarihi bir olay gözüyle değil, bu yönleriyle de dikkat etmek zorundadır.
            Bedir; Medine-Mekke yolunun, Suriye kervan yoluyla birleştiği bir noktada küçük bir kasabadır. O devirde, kervan ticaret yollarının çok önemli bir kavşağındadır.
            Hicri ikinci, miladi 624 yılında Mekkeli müşriklerle Müslümanların savaşına sahne olmuştur. Muhammed Aleyhisselam komutasındaki Müslüman ordusu, 305 kişiden ibarettir. Mekke'den gelen müşrik ordusu, Ebu Cehil komutasında olup yaklaşık 1000 kişiden oluşmaktadır. Aynı gün sabah saatlerinde başlayan savaş; akşam saatlerine doğru sona ermiş, büyük bir zafer elde eden Müslümanlar, toplam 13 şehit vermiştir.
            Şimdi dikkatinizi, bu savaşla ilgili olarak Kur'an'ın anlattığı gelişmelere çekmek istiyorum.
            Mekke'de Müslümanlara ağır eziyetlerin sürdüğü bir dönemde, şu ayetler inmiştir:
            'Seni bu topraklardan çıkarmak için yerinden oynatmak üzereler. Çıkarırlarsa senden sonra burada fazla kalamazlar. Senden önce gönderdiğimiz elçilere uygulanan sünnet (kanun) budur. Bizim sünnetimizde (kanunumuzda) bir değişiklik bulamazsın.' (İsra: 76–77)
            Kim ki Allahın nebilerini yerinden yurdundan etmek istiyor, mutlaka Allah'ın kanunu ile karşılaşacaktır. Nebiler yer ve yurtlarından çıkarılsa bile, ardından onlar o yerlerde asla kalamayacaktır. Bu ayet Nebimize ve ona bağlı olanlara verilmiş bir müjde idi.
            Müslümanlar henüz Mekke'de iken, dış dünyada da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Romalılar ile Persler savaş halindeydi ve bu savaşta, Romalılar Perslere mağlup olmuştu. O günlerde şu ayetler nazil oldu:
            ' Elif, Lam, Mim. Romalılar yenildiler; çok yakın bir yerde. Onlar bu yenilginin ardından galip geleceklerdir. Üç ila dokuz yıl içinde. Bunun öncesinde de sonrasında da yetki Allah'ındır. O gün müminler Allah'ın yardımı ile sevineceklerdir. O; doğru tercihte bulunana yardım eder, güçlüdür, ikramı boldur. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah sözünden caymaz ama insanların çoğu bunu bilmezler.' ( Rum: 1–6 )
            Olayların seyrini, Kur'an bize anlatmaya devam ediyor.
            Nebimiz Hicrete mecbur olmuş ve Müslümanlar artık Medine şehrindedir. Herkes Allah'ın kanunu ve verilmiş sözünü beklemektedir. Derken Kur'an'ın belirttiği süre içerisinde Romalılar ile Persler yeniden savaşa tutuşur. Herkes gelecek haberi beklemektedir.
            O günlerde Nebimiz bir haber alır. Ebu Süfyan komutasındaki Mekke ticaret kervanı, Suriye'den dönüş için yola çıkmıştır. Müslümanlar bu ticaret kervanını ele geçirmek için, 305 kişilik bir orduyla en uygun yer olan Bedir'e doğru yola koyulur.
            Mekkeliler de ticaret kervanını korumak için, Ebu Cehil komutasındaki orduyla Bedir'e doğru hareket eder.
            Müslümanlar Allah'ın kendilerine verdiği sözün, kervan olduğu kanaatine vardılar. Burada çok netameli bir ikilem yaşadılar. Ticaret kervanı mı yoksa Müşrik ordusu mu? Hâlbuki Allah, Müslümanlardan müşrik ordusunu tercih etmelerini istiyordu. İlgili ayet şöyledir:
            'Allah, bir zamanlar size söz vermişti; o iki topluluktan biri sizin olacaktı. Siz silahsız olanı ( kervanı ) istiyordunuz. Allah da kendi sözleri gereği hakkı ortaya çıkarmak için ve o kâfirlerin kökünü kazımak ( için size Mekke ordusunu vermek) istiyordu.' (Enf'al: 7)
            Neticede Müslümanlar onlara ağır bir darbe indirdi. Fakat çekilen düşmanı takip etmediler. Bazılarını esir aldılar. Bu gelişme üzerine Allah, nebimizi sert bir biçimde uyardı.
            Niye mi?
            Çünkü Allah, savaş ve esirler konusunda Bedirden önce şu hükümleri koymuştu. İlgili ayette bir göz atalım:
            'Kâfirlerle savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun; onları etkisiz hale getirince de sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra karşılıksız veya fidye alarak serbest bırakın.' (Muhammed: 4)
            Bu ayet Bedir savaşından önce inmişti. Kâfirlerle savaşta izlenecek yolu gösteriyordu. Boyunlarını vurmak demek, onları canlı etkisiz hale getirmekti. Sonra, fidye ya da karşılıksız olarak serbest bırakmaktı.
            Ashap bu ayeti, Nebimize hatırlatmadı. Bu yüzden hepsi dünyayı ahirete tercih etmekle suçlandı. Esirler yüzünden, Müslümanlar Bedirde aslında büyük bir yenilgiye uğrayacaklardı. Ancak Allah'ın daha önce verdiği zafer sözü vardı. Bu yüzden Allah onlara yardım etti ve muzaffer oldular.
             Kur'an bu durumu şöyle anlatıyor:
            'Bir nebinin, savaş meydanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar esir almaya hakkı yoktur. Siz hemen ele geçecek mal istiyorsunuz. Allah ise sizin için sonrasını istiyor. Allah güçlüdür, doğru karar verir. (Zafer sizin olacak diye) Allah tarafından yazıya geçirilmiş bir karar olmasaydı aldığınız esirlerden dolayı sizi ağır bir azap yakalardı.' ( Enf'al: 67–68 )
            Nebimiz ve ashabı açısından böyle bir hata vardı ve bunun telafisi Rabbimizden af dilemekti. Nitekim Hudeybiye antlaşmasıyla beraber, Mekke'nin fetih yolu açıldı ve şu ayetler indi:
            ' Fethin önündeki engeller, senin için tamamen kalktı. Allah bunu önceki ve sonraki günahını bağışlamak, iyiliklerini tamamlamak ve seni doğru bir yola yöneltmek için yaptı.'  (Fetih: 1–2)
            Bu hata ya da günahın bağışlanması için, Mekke'nin fethi gerekiyordu. Fethin öncesinde inen şu ayetler müjdeyi veriyordu:
            'Allah'ın yardımı gelip Fetih gerçekleştiğinde ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine yönel ve bağışlanma talebinde bulun. Çünkü O; tövbeleri kabul eder.'  ( Nasr: 1–3 )
            Bedir olayında şunu görüyoruz. Kur'an'daki nebi ve resul kavramlarına dikkat etmek zorundayız. İlgili ayetlerin tamamında Allah hep nebi hitabıyla uyarılarda bulunmuştur. Nebilere, Resul tarafıyla ilgili hiçbir uyarı yoktur.
            Bedir'den çıkarılacak ikinci önemli ders, namaz konusuyla ilgilidir. Günümüzde yanlış bir öğreti ile gelen kaza namazı ve benzer safsataların, dinde yerinin olmadığı çok açık biçimde görülecektir.
            Kısaca, namaz belli vakitler üzerine farz kılınmıştır. Terki mümkün değildir. Bir Müslüman'ın, namaz kılmaması asla düşünülemez. Nitekim savaş alanında bile münavebeli olarak, vakit namazı Nebimiz tarafından iki rekât olarak kıldırılmıştır. Nisa suresi 101 ve 102. ayetler bize bu durumu anlatıyor:
            ' Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için hiçbir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler size apaçık düşmandır.
            Ey Muhammed! Cephede sen de onların ( müminlerin )  arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman,  içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını yanlarına alsınlar. Bunlar (bir rekât kılıp ) secdeye vardıklarında hemen; arkanıza geçsinler ( cephedeki eski konumlarını alsınlar ). Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber ( ikinci rekâtı ) kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar; silahlarını yanlarına alsınlar.
            İnkar edenler arzu ederlerki silahlarınızdan ve eşyalarınızdan / mühimmatlarınızdan gafil olsanız da size ani baskın yapsalar'''

Bu yazı 1414 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum