Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Ekonomi Manifestosu

16 Ağustos 2018 - 12:21

18.yy'dan bugüne, Türk parasının kaçıncı değer kaybıdır son yaşadıklarımız. Bileniniz var mı acaba. En az iki asırdır devam eden ve bir türlü baş edemediğimiz bir dertle karşı karşıyayız.
            Dün 'Zuyuf Akçe' nidalarıyla yükselen ses, bugün dolar yükseliyor ile devam ediyor.
            Kıssa ve özlü anlatacağım.
            Tarihin ve talihin döndüğü asırları, kaybetmiş bir milletiz. Coğrafi keşifler dünyada yeni toprakları ortaya çıkardı. Bunu başaranlar, o topraklarda yeni altın ve gümüş madenlerine sahip oldu. Bilimsel gelişmelerle bunları kullanıma soktular.
            1. ve 2. sanayi devrimleri böyle gerçekleşti. Osmanlı hala cihan devleti olmanın aşkıyla yaşıyordu. Tarihi İpek Yolu önemini kaybedip, dünya ticareti Akdeniz'den Atlantik'e kayınca, Osmanlı ekonomisi çökmeye başladı.
            Başta İngiltere olmak üzere, borç almaya başladık. Borç aldıkça emir almaya da başladık. Baltalimanı ticaret antlaşması, bunun sorucudur. Neticede, Galata bankerlerinin eline düştü devlet.
            Bu şartlar, bizi Mili Mücadele yapmaya mecbur kıldı.
            O mücadele, mucize eseri kazanıldı. Bağımsız Türkiye böyle inşa edildi.
            Ancak dert büyüktü. Anadolu tam takırdı. Giyecek kumaş, karın doyuracak erzak yoktu. 1950'ye kadar dev bir mücadele verildi. 1950'den sonra dünyaya açıldık. Serbest piyasa veya liberal ekonomilerle gelişip büyüyecektik.
            Fakat esaslı bir derdimiz vardı. Sermaye birikimimiz yoktu. Petrolümüz yoktu. Kömür dışında stratejik madenlerimiz yoktu. Başta Avrupa olmak üzere, diğer ülkelerle aramızda kapanması zor mesafeler vardı.
            Biz sanayi devrimini yakalayamadan, onlar teknolojide ve bilişimde iki çağ daha gerçekleştirdiler. Yakala yakalayabilirsen. Ticaretin şartları birden değişmişti. Sermaye birikimini sağlayamayan Türk ekonomisi, buna nasıl ayak uyduracaktı.
            Osmanlıda olduğu gibi, kolay yolu hemen bulduk. Kredi üstüne kredi çekmeye başladık. İktidar olma hırsıyla popülizme kayan siyasetçiler, bu tarihi meselemizi hep görmezden geldi.
            Görmezden gele gele, bugünlere geldik.
            'El elinden su içen kanmazmış' derler. Önemli olan içeceğin suyu bulmaktır. Hiçbir iktidar bunu denemedi. 'Borç yiğidin kamçısıdır' denilerek gaz verildi. Amma neticede yiğitlik de elden gitti.
            Fernand Braudel, dünyanın en saygın iktisat tarihçilerindendir. Akdeniz'in İktisat Tarihi adlı eserinde şöyle bir tespitte bulunur: 'Osmanlı, Avrupa'nın yeni kıtalarda bulduğu altın ve gümüş madenlerine mağlup oldu.'
            Yani sermaye ve  ille de sermaye..
            Bugün benzer acıları yaşıyoruz. Sermaye birikimimiz yeterli değil. Kredi kullanmaktan başka aklımıza bir şey gelmiyor. Özel sektörün, an itibarıyla dış borcu dudak uçuklatıyor. Türk ekonomisinin yaşayabilmesi için, yıllık şu kadar paraya ihtiyacı var deniliyor. Rakamları yazmıyorum. Sizler her gün okuyor ve duyuyorsunuz.
            Son 2 asırdır, siyasi meselelerle boğuşan bir milletiz. Hiçbir zaman, ekonomi milli meselemiz olmadı. Hep günü kurtarmaya çalıştık. İktidarlar, koltuğu kaybetmemenin gayretine düştü. Acı gerçekleri görmezden geldi.
            Bu topraklarda hayat sürmek adına, birinci davamız ekonomi olmalıdır. Hem tarihin ve hem günümüzün şartları, bize bunu haykırıyor.
            Şatafatımız yerinde. Lüksümüz yerinde. Kimse farkında değil, elin parasıyla yapıyoruz bunu. 'Borç bini aşınca, adam kuzu eti yemeye başlarmış' sözü bizim için geçerli. 'Borç yiyen, cepten yermiş' diye boşuna dememişler. Şu an cep de delindi. Anlayabilene aşk olsun.
            Şu halimize bakalım.
            Hammadde dışarıdan, ekipmanlar dışarıdan, teknoloji dışarıdan. Getiriyoruz, monte edip satıyoruz. Getirirken döviz ödüyoruz. Satarken lira diyoruz. Makas bir açılıp kapanıyor, yere yatıyoruz. Cari açık hikâyesi dedikleri işte bu.
            Atalarımız, 'Çeşme akarken testiyi dolu tut' demişler. Çeşme akıyor diye, testiyi filan düşünen yok. Yani kredi bol, akıyor mübarek. Kesilince veya pahalanınca, hırsımızdan testiyi de kırıyoruz.
            'Güç çekmeden uç bulunmazmış'
            Türk toplumu, güç çekmeden uca kavuştum zannetti. Krediyle araba, krediyle ev satın aldı, krediyle düğün yaptı. O kredilerin faizi kime gitti. Şimdi anlaşılıyor. Türk bankaları Avrupa bankalarından kredi alıyor. Bizim vatandaşa tatlı karlarla satıyor.
            Ne güzel dünya be..
            Biriktirmen, tasarruf etmen gereken parayı, bağırdığın dış güçlere faiz olarak ödüyorsun.
            Netice itibarıyla 'Ak akçe kara gün içindir.' sözünü Nijeryalıların ataları söylemiş oluyor.
            Hayatın döviz olmuş, şatafatın ve lüksün döviz olmuş. Adamlar bakıyor durumuna, bir figür çekiyor yerlere yatıyorsun. Sonrada kahrolsun diye bağırıyorsun.
            'Paranın dini imanı olmaz' diye niye söylemişler. Dünya iç içe girdi. Ekonomiler de öyle. Başın dik dursun istiyorsan, paranın kıymetini arttıracaksın. Yapamazsan, senin paranı güdük ederler. Evet, paranın dini de yok imanı da. Fakat aklı var, mantığı var.
            Ne zaman anlar, hayata geçirebiliriz. Şunu demişler: 'Para para koynumdaki para, eldeki hiç para'. Eldeki parayla safahat yapılmaz. Halk arasında amiyane deyimler de var. Niçin böyle söylenmiş diye merak etmişimdir. Sanırım, iyi anlaşılsın diye söylenmiştir.
            Mesela; gerdeğe girilmez deyimi öyle bir şeydir. Mesela 'borçluluk '..'tan beterdir.' deyimi gibi.
            Hülasası, 'Hesap bilmeyen kasap, dükkânda ne bıçak bırakır ne masat.'
            Aile ekonomisi, esnaf ekonomisi, tüccar ekonomisi, şirket ekonomisi ve dahi ülke ekonomisi aynıdır. Hiçbir farkı yoktur. Bu yüzden, şu ölçüyü vermişlerdir: 'Vezn-i kantar, der-i ambar yapmayı ihmal etme.'
            Yani hesabını kitabını sık sık kontrol et. Ölç, biç ve tart. Tedbiri zamanında al. Kendine çeki düzen ver.
            Kahrolsun dolar diye bağıracağına, rahmetli Hanyalı Tevfik'in yıllar önce söylediği bu sözlere kulak ver:
            Var mı pulun
            Cümle âlem kulun
            Yok mu pulun
            Karayakup köyüne gider yolun.
            Ekonomi manifestosuna nokta koyarken, bir hüzün ve bir hayret içindeyim.
            'Aş taşınca, kepçeye paha biçilmezmiş.'
            Diyorlar ki yastık altındaki dövizleri çıkarın.
            Sanayicideki doları anlarım. İş adamındaki doları anlarım. Tüccardaki doları anlarım.
            Vatandaştaki doları anlayamam. Partinin kasasındaki doları anlayamam. Oda ve meslek teşekküllerinin hesabındaki doları anlayamam.
            Diyorlar ki bozduruyoruz. Kaça aldınız, kaça bozduruyorsunuz. Aradaki fark kimin cebinden çıkıyor? Daha vahimi, niye paranızı dövizde tutuyorsunuz.
            Ondan sonra, milliyetçilik mavrası yapıyorlar. Kahrolsun muş dolar, kahrolsun muş Amerika.
            Bende diyorum ki parasına güvenmeyen ve ona ihanet eden, bir toplumun ekonomisi niye düzgün olsun.

Bu yazı 1367 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum