Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı. Aylık bazda yüzde 2.61, yıllık bazda yüzde 15.39'luk bir artış var. Tabii olarak piyasa biraz karıştı. Konuyla ilgilenenler açısından, çarşının durumu da karışık.
Uzun yıllar sonra, ilk defa böyle bir rakam çıktı ortaya. Ne oldu diye soran sorana. Ama en çok merak edileni, enflasyondaki bu yükselişin suçlusu kim. İsterseniz biraz siyasi gargara yapalım.
Kim yükseltti bu enflasyonu birader?
Dış güçler olabilir. Devletin bekasına göz dikenler, bu defa ekonominin bekasına göz dikmiş olabilir.
Faiz lobisi niye olmasın.
İktidarı küçük düşürmek isteyenler olabilir mi? Olabilir.
Bunlar olamaz diyorsanız, en mantıklısı şu olabilir. Yani enflasyonu bu cahape yükseltmiş olabilir.
Bu kadarı yeterli sanırım. Gelelim işin aslına.
Enflasyonun yükselmesi pahalılık demektir. Ben buna, paranın pahalanması derim. Bu durum, şunun habercisidir. Ekonominin sağlığı bozuluyor.
Neden bu noktaya geldiğini, anlatacak değilim aslında. Bir sürü şey söylemek lazım. Ama kısaca, bir iki noktaya vurgu yapmak istiyorum.
Her iktidar, ekonomide bir tercihte bulunur. Mevcut iktidarın tercihi, hızlı bir büyümeydi. Bunun için, inşaat sektörünü amiral gemi yaptı. Çünkü inşaat, beraberinde 123 sektörü hareket geçiren bir sektördü.
2008'den sonra, bu ekonomik tercihin bir şansı oldu. Dünyadaki sıcak para, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere yöneldi. Türkiye önemli büyüme rakamları yakaladı. Ancak bir müddet sonra, dünya piyasalarında işler değişti.
Sıcak para, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden çekilmeye başladı. Ülke ekonomisi, betona gömdüğü birikimleri yüzünden, tasarruf yapamaz hale geldi. Cari açık hızla yükselirken, son noktada ülke ekonomisindeki büyümenin hormonal olduğu ortaya çıktı.
Burada kesmek zorundayım.
Asıl söylemek istediğim patates ve soğandı. Niye mi diyeceksiniz?
Enflasyon sepetinde bunlar var. 5TL patates, 7TL soğan enflasyon rakamlarını yukarı çekti diyorlar. Doğru söylüyorlar. Bu kadarla kalsa iyi. Resmi rakamlar, daha fazlasını söylüyor.
Aylık bazdaki enflasyon artışında, en etkili başlık gıdada göze çarpıyor. Haziran ayında gıda fiyatları yüzde 5,98 artmış. Bu gerçekliğin bayraktarlığını, patates ve soğan yapıyor.
Gazetenin birinde, aynen şöyle başlık atılmış: 'Enflasyonun sebebi kuraklık ve kuru soğan.'
Aferin bak, iyi bilmişler. İstediğin kadar yalan uydur, istediğin kadar görmemeye çalış. Bu enflasyon devlet sırrı değildir. Sen açıklamasan bile, çarşı pazar açıklar. Piyasa iliklerine kadar yaşar.
Gelelim patatese. Anlatacaklarımın tıpkısını, soğan için de değerlendirin.
Yıllarca patates üretimi yaptım. Üretim şartlarını, piyasa şartlarını ve ülke şartlarını en iyi bilenlerdenim.
En pahalı tarımdır. Yazlık ve kışlık üretimi yapılır. Nisan ayında, yazlık ürün önce Adana'da çıkar. Bunu Ödemiş ve diğerleri takip eder. Güze doğru, Sandıklı devreye girer. Yazlık ürün asla depolanmaz. Hemen pazara çıkma zorunluluğu vardır.
Kışın yediğimiz, Nevşehir ve Niğde gibi bölgelerin yetiştirdiği ve depolama kabiliyeti olan üründür.
Son üç yıldır, neler oldu patates üretiminde. İsterseniz, Ödemiş örneği ile anlatayım
Ödemişte her üreticinin evinde, en az 1015 büyük baş hayvanı vardır. Zarar ettiği yılda, 5 danayı satar borcunu öder. İkinci yıl benzer daramı yaşar, bir 510 dana daha gider. Geçen yıl itibarıyla, üreticinin ahırda hayvanı kalmadı.
İstese de ekim yapamaz hale geldi. Diğer bölgeler, benzer durumu yaşadı. Mal olmayınca fiyatı yükseliyor. Geçen yıl Nevşehir bölgesinde dökülen patatesler, kimsenin dikkatini çekmedi mesela.
Enflasyon rakamları yüksek çıktı. Ama en çok artış gıdada. Bu bize, toplum olarak bir şeyler söylüyor. Farkında mıyız acaba?
Birkaç ay önce, bir yazı yazmıştım. Mutlaka hatırlıyorsunuzdur. 'Sırtımız Sağlam mı?' başlıklı o yazıda; tarımın, toprağın, hayvancılığın sadece ekonomik önemine değil; stratejik değerine de dikkat çekmiştim.
Enflasyon rakamları kadar, gıdadaki anormal fiyat artışı, o yazıdaki görüşlerimi adeta doğruladı. Yani sırtımız sağlam değil.
Bugün ithal etmediğimiz tarımsal ürün kalmadı gibi.
Hayatımın 50 yılı toprakta geçti.
Yıllar bana bir şey öğretti. Toplumsal omurgayı tarım tutuyor. Ekonominin en büyük payandası tarım oluyor. Peki, bunu neye dayanarak söylüyorum.
Ülke ekonomisi olarak, güçlü bir sermaye birikimimiz yok. Yabancı yatırıma ve sermayeye her daim muhtacız. Ancak, karnını doyurabilen bir ülkeyiz. Kanaatkâr bir yapımız var. Zorluklara dayanabiliyoruz.
Şöyle düşünün; asgari ücretle, emekli maaşlarıyla insanların geçinebilmesi mümkün mü? Aslında değil. Peki, nasıl mümkün hale geliyor. Ne pahasına olursa olsun, çiftçi üretiyor, pazara çıkarıyor. Yaz aylarında cebine 50TL koyan, pazarda her şeyini temin edebiliyor.
Türkiye'nin bu sosyo-ekonomik gerçeği sayesinde, yıllardır iktidarlar rahat iş yapıyor.
Benim belki de mümkün olmayacak, bir hayalim vardı. Bugün de var. Ülke gerçeklerinin görülebilmesi için, kurduğum bir hayaldir bu.
Bir yıl, çiftçi ekip biçmekten vazgeçsin. Görelim bakalım o zaman çarşıyı ve pazarı. Görelim o zaman siyasetçileri..
Patates, soğan ve derken gıda fiyatları yükselmiş. Enflasyon rakamlarını tetiklemiş.
Asıl tehlikeyi görmek ve anlamak için, davul zurna mı çalmak lazım.
Bırakın siyasi çekişmeleri. Bırakın kazandık, kaybettik laflarını.
Toprak terk ediliyor. Çiftçi vazgeçiyor. Sonucu enflasyona yansıyor.
Patates soğan çok şeyler söylüyor. Bu ülkede yaşayan herkes, bu sese kulak versin'
YORUMLAR