Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Hatimle Ödenen Borç

25 Ağustos 2018 - 13:08

Çok şey duyuyorsunuz. Benzerlerini kaç kez okuyorsunuz. Yazının başlığını görünce, merakınız kabarıyor biliyorum.
            Bayram sonrası biraz hikâye olsun, biraz da ekonomi filan olsun diye yazıyorum.
            Anlatacağım hikâye gerçektir. Zaman ve mekân vermiyorum. Hikâyede adı geçenler tamamen uydurmadır. Ancak hikâye gerçektir. O zaman başlayayım anlatmaya.
            Komşuluk ilişkilerinin, akrabalıktan öte olduğu yıllardı. Mahalle gerçeğinin iliklere işlediği dönemlerdi. Mahallenin haysiyeti, herkesin haysiyetiydi. Mutluluklar, üzüntüler hep müşterekti.
            Rüknettin bey, eve o akşam yorgun geldi. Eşi Müberra Hanım, kendisini aynı sevgi ve hürmetle karşıladı. Rüknettin bey, eşinin ince bir telaş içerisinde olduğunu fark etti. 'Hayrola hanım, sende bir tuhaflık seziyorum' dedi.
            Önce yok filan diye söze başladı Müberra Hanım. 'Karşı komşu Feyzullah beylerde bu gece hatim var. Yemeği erken yesek, oraya gideceğim' diye karşılık verdi. Mesele değil dedi Rüknettin bey, ‘derdin bu olsun be hanım' diyerek rahatladı.
            Akşam yemeğinin hemen ardından, mahallenin kadınları Feyzullah beyin evine doğru hareket etmeye başladı. Feyzullah beyin eşi Rukiye Hanım, misafirlerini cansiperane karşıladı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
            Evin bir odasına mahallenin kadınları toplanmış, diğer odada Feyzullah Efendi elinde tespihle devamlı Allah diyordu.
            Mahallenin en yaşlı ve bilge kadını Koca Molla idi. Herkes Kur'an cüzlerini okumuş gelmişti. İş toparlamaya, hatimi indirmeye kalmıştı.
            Koca molla hatimi başlattığında, kadınların başları bir sağa, bir sola sallanıyordu. Ortalık ‘Allah' nidalarıyla inliyordu. Feyzullah Bey diğer odada elinde tespihle, Allah nidalarına yine Allah diyerek karşılık veriyordu.
            Bu arada evin diğer fertleri, kan ter içinde kalan kadınlara su ikram ediyordu.
            Hatim toparlanmış, iş bitmemişti. Bu defa 40 Yasine sıra gelmişti. Bazıları iki yasin okuyarak, sayıyı 40'a tamamlamayı kabul etmişti. Üfüre üfüre Yasini savurdular evin dört bir tarafına.
             Saatlerce sürdü bu merasim. Kapanışa doğru, güzel sesli kadınlar ilahilere başladı. Bu arada kendini kaybedip, havaya zıplayanlar oldu. Kimisi yerlere yatıyor, kimisi kendisini başkasının kucağına atıyordu.
            Kan ter içerisinde kalan kadınlar hatimi tamamlamış, iş duaya kalmıştı. Duayı, Koca Molla yapacaktı. Diğer odadaki Feyzullah'ı çağırdılar. Ağlamaklı gözlerle içeriye girdi Feyzullah Efendi.
            Koca Molla da hani gerçekten bir molla. Başladı duaya. Her âmin sesinden sonra tüm kadınlar, Feyzullah bey'in üzerine üfürüyordu. Eşi Rukiye Hanım ağlıyor, Feyzullah bey ağlıyordu.
            Dua bittikten sonra, ikramlar gelmeye başladı. Şerbet gülsuyu ile hazırlanmış, üzerinde kavrulmuş bademler serpiştirilmişti.
            Rukiye Hanım misafirlerini ağlayarak uğurluyor, uğurlanan mahallenin kadınları gözyaşlarıyla evlerine dönüyordu. Bu kadar hatimden, Yasinden sonra inşallah bir çaresi bulunur diye söyleniyorlardı.
            Rüknettin Efendi mahallede bir şeyler olduğunu fark etmiş, harekete geçmişti. Hatimden dönen eşi Müberra hanımı, gözü yaşlı görünce dayanamamıştı.
            Hatim, Yasin, gözyaşı hikâyesinin aslını, eşi gelmeden öğrenmişti Rüknettin bey.
            Feyzullah Efendi bir devlet kurumunda çalışıyordu. Para işlerine bakıyordu. Yanılmış yenilmiş, paradan bir miktarını olmadık zevkleri için harcamıştı. Ertesi gün, son gündü. Ya parayı teslim edecek, ya da hakkında işlem yapılıp tutuklanacaktı.
            Zaten Feyzullah Efendiyi pek gözü tutmazdı. Ancak mahallenin hatırı, komşuluğun hatırı adına katlanır mesafeli davranırdı.
            Bu Feyzullah, biraz da kurnaz adamdı. Önce eşi Rukiye'yi kurmuştu. Hesaplarda açık verdim. Bir türlü bulamıyorum, yarın sabaha kadar bulamazsam beni hapise atacaklar demişti.
            Kocasının gazıyla ateşlenen Rukiye Hanım, bu defa mahalleliyi ateşlemiş, meseleyi mahallenin meselesi yapmıştı.
            Mahallenin en varlıklı adamı Rüknettin beydi. Eşinin gözyaşlarına dayanamadı. İçinde Feyzullah bey'e karşı garip bir öfke duydu. Eşi Rukiye Hanım dünya iyisi bir kadındı. Pişirdiği aştan, komşusuna bir tabak gönderir, her fedakârlığı yapardı. Feyzullah'ın çocuklarını düşündü sonra. Hapse girerse bu herif,  çocuklar ne yapar diye düşündü.
            Ölçtü, biçti ve tarttı. Sonunda kararını verdi Rüknettin Efendi.
            Sabaha karşı eve çağırttı Feyzullah Efendiyi. Anlat bana dedi. Her şeyi anlattı Feyzullah Efendi. Şeytana uymuştu bir kere. Temin ederim, parayı gününden önceye kasaya koyarım diye düşünmüştü.
            Rüknettin Efendi, zarfın içinde koyduğu parayı uzattı Feyzullah Efendiye. Ve kısaca şunu söyledi: 'Bir daha böyle bir  b.k yeme.'
            Ertesi sabah Feyzullah Efendi işinin başındaydı. Hapse girmekten kurtulmuştu.
            Akşam ki kadınlar eve doluşmuş, sevinçten gözyaşı döküyorlardı. Başta Koca Molla olmak üzere, kadınlar birbirine şöyle söyleniyordu.
            'Gördünüz mü hatimi, okuduğumuz 40 Yasini. Allah nasıl da kabul etti. Allah diyen yolda kalmaz. Allah dedin mi, olmayacak işler olur. Dualarımızla Allah Feyzullah Efendiye acıdı''
            Rüknettin Efendi, bu olaydan kimse'ye bahsetmedi. Eşi, Müberra Hanım bile gerçeği bilmedi. Feyzullah bey de Rüknettin beyin isteği doğrultusunda, çocuklarına ve eşine hiç bahsetmedi.
            Bugün itibarıyla, Feyzullah bey hayatta değil. Eşi Rukiye Hanım hayatta değil. Koca Molla da hayatta değil. Olayın asıl kahramanı Rüknettin Bey de hayatta değil. Hayatta olan, Rüknettin bey'in eşi Müberra hanım.
            Peki, bu olayı ben nasıl biliyorum ve nasıl yazıyorum.
            Bu da benim gazetecilik yani meslek sırrım'.

Bu yazı 1294 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum