Müslümanların hürmet ve tazimle kutladığı, kandil gecelerinin dini hükmü nedir? Bu geceler dini bir referansla mı icra edilmektedir ya da bir gelenek üzerine mi? Daha başka bir şekilde sormak için, bu yazıyı kaleme alıyorum. Kandil geceleri yoksa din dışı bidatler midir?
Dini midir, değil midir sorusuna cevap arayarak, konunun asıl iman ve itikat boyutuna değinmek istiyorum.
Beraat Gecesi:
Şaban ayının 15. gecesi, Berat gecesi olarak kutlanmaktadır. Kelime anlamı olarak; 'kişinin yükten kurtulmasıdır.' Müslümanlar bu gecede, Allah'ın affı ile bağışlanmayı ve günah yükünden kurtulmayı ümit eder.
Gecenin fazileti ile ilgili olarak, Hz. Peygamberden birkaç rivayet nakledilmektedir. Bunlardan bir tanesi şöyledir: ' Allah bu gecede dünya semasına tecelli eder. Kelp kabilesinin koyunlarının kılları adedince insanı bağışlar ve kendisine edilen tüm duaları kabul eder.'
Kitabında bu rivayete yer veren Tırmizi ve hocası Buhari ve birçok âlim, bu ve benzeri hadislerin rivayet zincirinde problem olduğunu ve dolayısıyla zayıf olduğunu, bunlarla amel edilemeyeceğini söylemişlerdir. (Tırmizi, Savm-39)
Müfessirlerden Ebu Bekir İbnul-Arabi (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında tek bir sağlam hadisin gelmediğini, dolayısıyla böyle sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.
Hakikatte Hz. Peygamber ve sahabenin, bu geceyi ihya ettiklerine dair tek bir rivayet bugüne intikal etmemiştir.
Bazı âlimler, Duhan suresinde geçen; 'o gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır' ifadesine dikkat çekerek, Beraat gecesine işaret etmişlerdir.
Ancak Duhan suresinin ilk 5 ayetinin tamamını gözden kaçırmışlardır. Ayetler şöyledir: 'Ha Mim. Andolsun o apaçık kitaba ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.'
Netice itibarıyla Duhan suresindeki ifadeler, açık ve seçik biçimde o gecenin, kadir gecesinin olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla Beraat gecesi ile ilgili olarak halk arasında bilinen 'salatu'l hayr' namazının da hiçbir dini hükmü yoktur. 100 rekât olarak kılınan bu namazın her rekâtında, fatihadan sonra 11 ihlâs okunur diyen İmam Gazali (İhya, 1/203), tenkite tabi tutulmuştur.
İmam Nevevi ve Kari, Gazalinin bu naklinin uydurma olduğunu söylemişlerdir. Bu namazın miladi 1010 yıllarında, Kudüs'te ortaya çıktığını ve ilk defa Mescid-i Aksada kılındığını ifade etmişlerdir.
Şimdi şunu söyleyebilirim. Kur'an bütünlüğü açısından bakıldığında; Beraat gecesiyle ilgili rivayetlerin, ne kadar arızalı olduğu ortaya çıkar. Allah'a adeta görev yüklenip, şekil verilmektedir. Eğer o gece bütün dualar kabul görüyorsa, Müslümanların asırlardır çektiği çileler neyin nesidir. Yoksa Allah bu duaları kabul etmiyor mu?
Regaip ve Miraç Gecesi:
Bu gecelerin de, Beraat gecesinde olduğu gibi dini hiçbir hükmü yoktur. Recep ayı içerisinde kutlanan bu gecelerle ilgili referanslar, genelde tasavvufi yorumlardan derlenmiştir. Mesela, Hz. Peygamberin ana rahmine Regaip gecesi düştüğü kabul edilmiş, Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup, gecesinde namaz kılmanın sevap olduğu söylenmiştir. Hadis âlimleri bu gibi rivayetlerin, tamamen asılsız olduğunu belirtmişlerdir.
Bu rivayetlerde, Hıristiyan kültürünün etkisi olduğu açıktır. Hıristiyanlar da İsa'nın ana rahmine düştüğü günü, kutsal kabul ederek kutlamaktadırlar.
Kaynaklar, Regaip gecesi ve ona atfedilen namaz ibadetlerinin; Miladi 11. yüzyılda Mekkeli bir sufi olan Cehdam tarafından ihdas edildiğini ortaya çıkarmışlardır. Bu gecenin aynı yüzyılda; Kudüs'te ve Bağdat'ta kandil olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekilmektedir.
Miraç gecesi ile ilgili en büyük safsata ise, bu gecede 5 vakit namazın farz kılındığına inanılmasıdır. Tarihi bütünlüğünden koparılmış bir din anlayışı, bu yanlışı ve yalanı asırlardır devam ettiriyor.
Zira namaz, Adem'den itibaren vardı. Bütün peygamberlere ve ümmetlerine namaz farz kılınmıştır. Mesela Taha suresi 130. ayette, Allah Musa'ya Rabbinin zikri için namaz kıl' diyor.
Muhammet Aleyhisselama risalet verilmeden önce, Mekke'de namaz kılan hanif Müslümanlar vardı. Hz. Peygamberin risaletinde, gözde sahabeleri arasında yer alacak olan Ebu Zer Gıfari, daha o dönemde namaz kılıyordu.
Mevlit Kandili:
Hz. Peygamberin doğum günü olarak kutlanan gecedir. Rebiül evvel ayının 12. gecesi olarak kabul edilmektedir. Ne peygamberimiz, ne sahabe ve ne de Emevi ve Abbasiler döneminde böyle bir gece kutlanmamıştır. Hicretten 350 yıl sonra Mısır'da Şii Fatımi devleti döneminde kutlanmıştır. ( Diyanet İşleri Ansiklopedisi, cilt:29, sahife 475)
Kur'anda zikredilen, Muhammet aleyhisselamın da dikkat çektiği bir tek gece vardır. O da kadir gecesidir. Onunla ilgili tafsilata girmeye gerek görmüyorum.
Sonuç bölümüne doğru:
Yukarıda bahsettiğimiz kandil gecelerinin, dinde hiçbir hükmü yoktur. Bunları söylediğiniz zaman, halktan şöyle bir karşılık alıyorsunuz. Ne zararı var canım!
Zararı şu; dine ait olmayanı, dinin içine koyarsanız, bir müddet sonra aslını kaybedersiniz. Peygamberler dahi ilahi vahye muhatap olduklarında, büyük bir ihtarla karşılaşmışlardır. Onlar vahyi tebliğ ile görevlidirler. Ne bir eksik, ne bir fazla söyleyeceklerdir.
Peygamberler bu şekilde uyarıldıklarına göre; insanlar nasıl oluyor da, olmadık konuları dinin içine sokabiliyor. Kur'an önceki ümmetlerin kıssalarını anlatırken, bu konuya dikkat çekiyor. Onlar; olmayanı dinin içine sokarak, Allah'ın dinine bir müddet sonra muhalefet eder hale gelmişler ve sonunda yoldan çıkmışlardır.
Nitekim bu tecrübeden ve uyarıdan olacak ki Muhammet Aleyhisselam şunları söylemiştir; 'İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilen / ortaya çıkarılandır.', ' Sonradan ihdas edilen her şey bidattir.', 'her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.'
İmam Malik, bu konuda şu çarpıcı açıklamayı yapıyor: 'Kim bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber'in Allah tarafından kendisine verilen risalet görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur''
Hâlbuki bu din fıtrat dinidir ve dinin sahibi Allah'tır. Bunun dışındaki tüm bağlanışlar, tüm davranışlar insanı yoldan çıkarır. Nitekim Rum suresi 30. ayet, bu gerçeği bize bildirmektedir:
'Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah'ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.'
Son söz olarak, insanlara kandil gecelerinin dinde yeri olmadığını anlattığınızda tepkiyle karşılaşırsınız. Çünkü onların çoğu gerçeği bilmezler.
Mesela, namazsız Müslüman olur mu? Bir Müslüman'ın namaz kılmaması düşünülebilir mi? Kura'ana baktığınızda, Nebimizin uygulamalarını göz önüne aldığınızda, olamaz dersiniz hemen.
Vakit namazını terk etmişsiniz. Arada bir Cuma ile idare ediyorsunuz. Yılda üç beş kandil gecesi var. Evden baskı yapıyorlar. Bari camiye git. Eee kolay tabi, git bir gecede durumu kurtar.
Mahallende imkânsızlıklar içinde kıvranan bir insan var. Ona yardım yapmayı düşünmüyorsunuz hiçbir zaman. Yılda üç beş gece cami önünde, kahvehanelerde lokum dağıt, bisküvi ikram et vaziyeti kurtar.
Adaleti unutmuşsun, aklını köreltmişsin ama Müslümansın. Kandil gecelerinde yaldızlı tebrik mesajları gönder dinen rahatla.
Ne oluyor böylece? Dinin emrettiklerine değil, uydurulanlara itibar ediyorsun. Sonunda paralel bir din çıkıyor ortaya. O dinin, artık Allah'ın diniyle bir ilgisi kalmıyor.
Hüzünle ifade etmeliyim ki Âdem'den bugüne, bu iş hep böyle geldi. Nebi ve Resuller vasıtasıyla, Allah insanları uyardı. Ancak insanlık, yine aynı hatalarda ısrar etti. Kurgularından kurtulamayan ümmetler, ilahi yüzleşmeye mahkûm oldular.
Kur'anın bu konudaki uyarısı ile yazımı bitiriyorum:
'Nebilerin arkasından gelenler namazı ihmal edip arzularına uydular. Onlar yakında yanlış kurgularıyla yüzleşeceklerdir. İçlerinden inanarak tövbe etmiş ve iyi iş yapmış olanlar Cennete girecekler ve tek bir haksızlığa uğramayacaklardır.' ( Meryem- 59 /60 )
YORUMLAR