Bu nasıl başlık diyebilirsiniz. Hiç Kur'anda yalan olur mu diye söyleneceksiniz. Bunu biliyorum. Ancak kimsenin parmak basmadığı ve artık tamamen kanıksanan, toplumsal bir çürümeye dikkat çekmek istiyorum.
Anlatayım, belki bana hak verirsiniz.
Ülke olarak, bir seçim atmosferindeyiz. Yıllardır olduğu gibi yine yalanlar, ithamlar, hakaretler havada uçuşuyor. Toplum bunları olağan karşılıyor. Niye yalan söylüyorsun, niye hakaret ediyorsun, niye suçluyorsun diyen yok.
Peki niye?
Çünkü toplum, bu çürümeyi uzun yıllardır kabul etmiş. Günümüzün deyimiyle içselleştirmiş. Ne gibi mi diyeceksiniz.
Ortalama her vatandaşa sorsanız, aynı cevabı alırsınız: 'YALANSIZ SİYASET OLMAZ'.
Bir toplum nasıl olmuşta, böyle bir noktaya gelmiş. Yalansız siyaset olmaz diyen bir toplumun siyasetçileri, niçin doğrulardan yana olsun.
Bu çürümüşlük, başka deyimlerle ve sözlerle girmiş hayatımıza.
Mesela; Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Üstelik atasözüdür bu. Ben tam tersinden soruyorum. Yalan söyleyeni dokuz köye kabul ederler mi?
Buyurun, bir başka deyimi hatırlatayım size: Çok para haramsız, çok laf yalansız olmaz.
Çok para kazanmanın yolu, haramdan nasıl geçer? Çok konuşan, yalan söylemeden meramını anlatamaz mı?
Bir seçim atmosferindeyiz. Gelenek devam ediyor. Daha doğrusu çürümüşlük. Yalanlar havada savruluyor. Vahim olan tarafı şu; siyasetçiler din, iman muhabbeti içinde yalan söylüyor.
Kimisi ayet okuyor, kimisi hadis. Kimisi hamaset yapıyor, kimisi tarihe vurgu.
Şaşkınlık içindeyim. Bunca yıl bildiklerim ve öğrendiklerim karşısında acze düşüyorum.
Yoksa bunların bildiği bir şey mi var, var da ben mi bilmiyorum. Daha doğrusu atladığım bir konu mu var?
İster istemez kafama çatlatıcı şüpheler düşüyor. İslam, siyaset için yalan söylemeye cevaz mı veriyor yoksa?
Hayatımın son 10 yılını Kur'an, din ve fıtrat araştırmaları üzerine çalışmakla geçiren bir insanım.
Bir haftadır başta Kur'an olmak üzere, bütün kaynakları tekrar taradım.
Yalanı, yalan söylemeyi geçerli kılan tek bir ayete rastlamadım. Muhammed aleyhisselamın tek bir sözüne tesadüf etmedim.
Şatafatlı camilerimiz var. Yenilerini yapmak için sıraya giriyoruz. Olabildiğince İmam Hatip Okulları açıyoruz. Namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, hacca gidiyoruz. Din, iman muhabbetini ağzımızdan eksik etmiyoruz.
Fakat yalan söylüyoruz. Yalanı meşrulaştırıyoruz. Yalan söyleyeni alkışlıyoruz. En kuvvetli yalan karşısında kendimizden geçiyoruz.
Netice itibarıyla; tabandan tavana toplum ve siyasetçi, birbiriyle yalan üzere alış veriş yapıyor.
'Kur'ansız Müslümanlık' başlıklı yazımı hatırlayacaksınız. Bu yazı müthiş ilgi görmüş ve derin etkiler meydana getirmişti.
Yalanı geçerli kılan ve siyasette makbul gören bir anlayış, Kur'ansız Müslümanlığın neticelerinden sadece bir tanesidir.
Namazında abdestinde bir siyasetçiye, yıllar önce şöyle demiştim: 'Bir sürü insanı işinden ediyorsunuz. Siz, inancı olan bir insansınız. Bunun hesabını Allah'a nasıl verirsiniz?'
Cevabı, beni tuz buz etmişti: 'O konuyu ahirette düşünürüz!'
Toplum, menfaati için yalana sarılıyor. Siyasetçi, iktidar olmak için yalana sarılıyor. Dolayısıyla bu kadar yalanın içinde, bir tek doğru ortaya çıkmıyor.
Yalan, başlı başına kendisi değildir. Bir başlangıçtır. Toplumda yalan hâkimiyet kurmuşsa, arkası gelir. Ne gelir diyorsunuz. Anlatayım:
Yalan varsa; adalet, liyakat, üretim, kalkınma ağır hasar alır.
Bunca yıl ülke ve toplum olarak, bir sürü badire geçiriyoruz. Yaşadığımız felaketlerin ardı arkası kesilmiyor. Kendi içinde boğuşan, adeta harp eden bir toplum haline geldik. Bizim kadar kendi kendine yazık eden, başka bir toplum var mı acaba?
Niye böyleyiz?
Cevabı gayet basit, çünkü kendi yalanlarında boğulan bir toplumuz.
Değişmesi gereken bu aslında. İktidarlar gelip geçer, ancak bu tablo değişmezse, ülkede hiçbir şey değişmez.
Çok beğendiğim bir sözdür. Size de aktarmak isterim:
'Kem aletle kemalat olmaz..'
24 Haziranda sandığa gideceğiz. Kimin iktidar olması, kimin kazanması önemli mi?
Önemli olan; sandıktan çıkacak olan iktidar, yılların bu çürümüşlüğüne bir son verecek mi? Yoksa aynen devam mı edecek?
YORUMLAR