Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Mazhar Osmanlık mı Olduk?

24 Ocak 2019 - 16:08

Ruh sağlığımız yerinde mi? Dahası, toplumun ruh sağlığı ne âlemde? Bugünlerde sıkça sorulur ve araştırılır oldu. Siyasetin gündemine girdi, konu meclise taşındı. Uzmanların açıkladığı, resmi makamların verdiği rakamlar ve istatistikler ürkütücü boyutlarda.
            Sağlık Bakanlığının resmi verilerine göre; son 5 yıl içerisinde, antideprasan ilaç kullanımında anormal bir artış var. Yine uzmanların açıkladığı rakamlar göre; son 5 yıl içerisinde antipsikotik ilaç kullanımı 7 milyon 201 kutudan, 12 milyon 158 bin kutuya yükselmiş. Uzmanlar hastanelerdeki doluluk oranının, yüzde yüze ulaştığını söylüyor.
            Konuyu biraz araştırdım.  Son 10 yılda, ruh sağlığımızla ilgili olumsuz gelişmelerin varlığını, kimse görmezlik edemiyor. Sağlık Bakanlığı 2011 yılında bir proje tasarlamış. Ruh Sağlığı Eylem Projesi çerçevesinde, 2011/2023 yıllarını kapsayan bir çalışma başlatmış.
            Bu projenin amacı, Avrupa'da olduğu gibi, toplum temelli ruh sağlığı modeli oluşturmak. Bugüne kadar ne yol alındı, hangi çalışmalar yapıldı bilemiyorum. Ancak geçtiğimiz yılın son aylarında, meclise gelen bir kanun teklifi dikkat çekti. MHP tarafından verilen teklif, Ruh Sağlığı Yasası olarak kamuoyunda büyük ilgi gördü..
            Netice itibarıyla; bugün toplumun ruh ve sinir sağlığında ciddi aşınmalar yaşandığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bilimsel araştırmalar, resmi veriler vahim kabul edilecek bir tabloyu önümüze koyuyor.
            Peki niye?
            Ruh ve sinir hastalıklarının tek sebebi yok elbette. Yaşam biçimi, çevre şartları, genetik özellikler, madde bağımlılığı önemli rol oynuyor. Siyasi ve sosyal içerikli sebeplerde etkili oluyor.
            Ekonomik sıkıntılar, aş ve iş kaygısı, yarın endişesi, adalet duygusunun zedelenmesi, liyakat gerçeğinin kaybolması, gelir adaletindeki bozukluk, dini konulardaki sapmalar, siyaset dilinin kamplaştırıcı ve ayrıştırıcı etkisi, ifade hürriyetinin kısıtlanması, vehme dönüşen kolektif korkular, aile yapısının bozulması gibi sebepler ruh sağlığını etkileyen etkenler olarak sıralanabilir.
            İster istemez şu soruyu soruyorum kendime: 'Mazhar Osmanlık mı Oluyoruz?'
            Peki, kimdir bu Mazhar Osman?
            1884 yılında doğdu. Osmanlının sonu, Cumhuriyetin başlangıcındaki zor yılları yaşadı. Hayatı ve mücadelesi roman gibidir. 1927 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesini kuran bilim adamıdır.
            Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman, bizde modern psikiyatri okulunu ilk kuran bilim insanıdır. Ruh ve Sinir hastalıklarının tedavisinde çığır açmış; kurduğu hastane, Mazhar Osman Hastanesi olarak uzun yıllar anılmıştır.
            Türkiye'de modern psikiyatrinin banisi olup, çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Denilebilir ki bugüne uzanan çizgide; ruh ve sinir hastalıkları sahasındaki ilim insanları, bir şekilde Mazhar Osman'dan el almıştır. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Prof. Dr. Ayhan Songar, Prof. Dr. Recep Doksat bu silsilenin parıltılı halkalarıdır.
            Sert mizaçlı ancak babacan tavırlı Mazhar Osman, üslubu ve mesleğindeki başarısıyla sevilmiş ve takdir görmüştür. Ünü Türkiye'ye yayılmış, ruh ve sinir bozukluklarında ismi deyimlere konu olmuş, fıkraları dilden dile anlatılmıştır.
            O yılların İstanbul'unda, Bakırköy'e kalkan dolmuş şoförleri şöyle bağırırmış: 'Mazhar Osman'a bir ikiii..'
            Davranış bozukluğu sergileyen ve ruhsal problemi olan insanlar için, toplum deyimler üretmiş. 'Mazhar Osmanlık mı oldun', 'Gidip Mazhar Osman'a Görünsün', 'En İyisi Mazhar Osman'a Yatırmalı', 'Bu Adam tam Mazhar Osmanlık'
            Nasrettin Hoca fıkraları, Bektaşi fıkraları gibi, Mazhar Osman hikâyeleri ve hatıraları halk arasında yıllarca anlatılır olmuş.
            Bir gün hastası, kendisine bağırmış: ‘Sen delisin'
            Hemen cevabı yapıştırmış hoca: 'Senin bana deli demen önemli değil. Fakat ben sana, bir kere deli dersem, buradan bir daha çıkamazsın.'
            Çok ünlü isimleri tedavi etmiştir. Bunlardan birisi de Neyzen Tevfik'tir. Alkolü bırakacaksın, yoksa ölürsün diye tembih etmiş. Ardından da içmeyeceğine dair yemin ettirmiş. Bir gün, Neyzen Tevfik'i içerken görünce dayanamamış: 'Hani içmeyecektin, hani yemin etmiştin?'
            Neyzen, şöyle karşılık vermiş. 'Ne yapalım hocam! Bulunca içiyoruz. Bulamayınca ant içiyoruz..'
            Mazhar Osman'ın ilk asistanı, Fahrettin Kerim Gökay'dır. Prof. Dr. Gökay, sonraki yıllarda İstanbul Belediye Başkanlığı yapmıştır. Bu göreve geldikten sonra hocasını hiç aramamış, hal hatır sormamıştır.
            Bir gün gazeteciler, Mazhar Osman'a bunun sebebini sormuş. Hoca kendine has nükteyle cevap vermiş: 'O şimdi belediye başkanı oldu, gelmez. Yarın Bakan olur, gelmez. Öbür gün Başbakan olur, gelmez. Sonunda ‘ben Allah oldum' der. İşte o gün, onu bana getirirler''
            Atatürk'le ilgili bir hatırası vardır. Bir meclis'te Atatürk şu soruyu sorar: 'Hocam her insanda biraz delilik vardır diye söylerler. Bu doğru mudur?' Hoca, ‘evet doğrudur' deyince, Atatürk ikinci soruyu sorar: 'Peki hocam, bende de biraz delilik var mı?'
            Mazhar Osman: 'Olmaz mı paşam, sizde herkesten kat be kat fazla delilik var..'
            Atatürk şaşırır ve yalnızca, ‘nasıl' diyebilir.
            Mazhar Osman, müthiş bir açıklama yapar: 'Paşam! Dört iklim yedi düvele kafa tutmak akıllı adam işi midir??'
            Ülkemizde Yeşilay Cemiyetini, 1920 yılında o kurmuştur. İçki ve bağımlılığa karşı, büyük mücadele vermiştir. Halkın geniş takdir ve sevgisini kazanmış, aynı zamanda hastalarıyla özdeşleşmiştir.
            Mazhar Osman, kanunun çıkmasıyla birlikte ‘Uzman' soyadını almıştır.
            1952 yılında vefat etmiştir. Vefatından iki gün sonra, hastanede ilginç bir olay yaşanır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin, 'Degaulle' lakaplı kıdemli bir hastası vardır. Bahçede gezen doktorlara, Degaulle pencereden şöyle seslenir:
            'Doktor beyler! Duydunuz mu? Mazhar Osman öldü diye laf uydurmuşlar. Hiç Mazhar Osman ölür mü?
            Bir zamanlar Atatürk öldü diye de uydurmuşlardı''

Bu yazı 1418 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum