Hastalıklı bir ruh halidir onlarınki. Akıl ve vicdandan ve dahi bilgi ve görgüden zerre miktar nasipleri yoktur. Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne, fırsatını ve ortamını bulduklarında, bindirmeyi yapmaktan geri kalmazlar.
İşleri, Mustafa Kemale vurmaktır.
Son günlerde yine boy göstermeye başladılar. Derin tarih diye rol kesip, bir televizyon programında bir araya geldiler. Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan üzerine konuştular. Meğerse bu kadın, Çankaya köşkünün nikâhsız ikinci first leydisi imiş. Hikâyeyi devam ettirdiler. M. Kemalin kadın ve kızları nasıl kullandığını, söylemeye getirdiler.
Onlar bunu yaparken, bir cemaat önderinin videosu gündeme düştü. Vaaz ettiği belli olan bu şahıs M. Kemale; 1938'de geberen p..ç' diyerek, akıl almaz iftiralarda bulundu. Annesinin Selanik genelevinde çalıştığını söyledi.
Onlara cevap verecek bir alçaklığı, asla kabul edemem. Ancak toplum bünyesindeki bu illetli ve cibilliyetsiz anlayışı anlatmam lazım. Biraz geriye gitmek istiyorum izninizle.
1909'da 2. Abdülhamit'in tahttan indirilişiyle başlayan, bir süreç var 1920'ye kadar. Balkan faciası, 1. Cihan harbi, tekmili birden tam 9 cephede savaşan bir devlet çatır çatır çöküyor. Bu süre içerisinde, yaklaşık 2 milyon kilometrekare toprağı kaybediyoruz.
Milyonlarca vatan evladını, Yemen Hicaz cephelerinden Galiçya'ya ve oradan Sarıkamış'a derken, toprağın kara bağrına gömüyoruz. Neticede elde kalan Anadolu topraklarını, işgalcilere karşı kurtarma mecburiyetine düşüyoruz.
Şu tabloya dikkatinizi çekmek isterim. Savaşacak güç ve takat kalmamış. Aynı zamanda sağlıklı erkek kalmamış.
Maliye sıfır, ordu sıfır, moral ve motivasyon sıfır. Mandacılar türemiş. İngiliz mandacılığını, bilmem ne mandacılığını isteyenlerin sayısı az değil.
Bütün bu felaket yıllarının siyasi ve sosyal gerçekleri daha vahim bir görüntü içindedir. Mesela, gece rüyasında Hz. Peygamberi gördüm diyen adam, müthiş itibar görür. Devlet ricaline anlatır rüyasını. Hz. Peygamber ona 'Maliye nazırlığı sana vaciptir' demiştir. Ve o adam Maliye Nazırı yapılır.
Vatan toprakları elden bir bir giderken, devlet çökerken, medreselerde meleklerin kanadı var mı yok mu tartışmaları yapılmaktadır.
M. Kemal Samsun'a giderken, halk akın akın türbelere gitmektedir. Aklın, mantığın dumura uğradığı bir ortamda; halk türbelerden ölülerden medet ummakta, kurtuluş aramaktadır.
Usta romancı Tarık Buğra'nın Küçük Ağa romanını okudunuz mu bilmiyorum.
Milli mücadelede Konya Akşehir yöresinde gelişen olayları anlatır roman. İstanbul hükümetinin elemanı olarak Akşehir'e gelir İstanbullu hoca. Etkileyici vaazlarıyla halkı, M. Kemal ve milli mücadele hareketine karşı örgütlemeye çalışır. Din elden gitmektedir, padişahımız efendimize bunlar ihanet etmektedir.
İstanbullu hoca daha sonra durumun farkına varıp, vaaz kürsüsünü terk eder. Küçük Ağa ismiyle milli mücadeleye katılır. 80'li yıllarda Yücel Çakmaklı, Tarık Buğra'nın ölümsüz yapıtı Küçük Ağa romanını, dizi olarak filme çeker. TRT keşke bu diziyi, bugünlerde yeniden gösterime sokabilse.
Şunu söylemek istiyorum. Milli mücadele bütün elim ve vahim şartlarda, daha elim ve vahim olan dinci bir anlayışa rağmen başarılabilmiştir. Bu dinci anlayışın; Kur'an ve Resul hakikati ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
Mandacılık fikrinin en ateşli savunucuları, din elden gidiyor diye halkı kışkırtanlar, işgal güçleriyle işbirliği yapanlar, çoğunlukla onlardan çıkmıştır.
M. Kemal 7 düvele karşı mücadele verirken, onlarla daha çok uğraşmak zorunda kalmıştır.
Dr. Rıza Nur bu illetli ve cibilliyetsiz akımın önde gelen isimlerinden birisidir. M. Kemal'in zemmettiği bu adam, 'Hayatım ve Hatıralarım' başlıklı bir kitap yazdı. Yıl 1928 idi. Ancak bastırıp yayınlanmadı.
Kitapta yazılanlar deli saçması mı, paranoyak sayıklamalar mı? Karar veremezsiniz. Rıza Nur bu kitabını kime teslim etti biliyor musunuz? İngilizlere teslim etti. 1960 yılından önce yayınlanamaz diye bir şerh düştü.
Bu illetli ve cibilliyetsiz akımın, aynı derecede illetli ve cibilliyetsiz isimleri British Museum'deki kitabın filmlerini elde ederek, sonraki yıllarda okumaya başladılar. Sanki büyük bir hazine bulmuş gibiydiler.
Yıllardır tarih diye, belge diye ortaya koydukları iddialar, Rıza Nur hezeyanlarından başka bir şey değildir.
Aklını ve mantığını iptal etmiş, ruhunu dinci bir dehlizde soldurmuş adamlara Mustafa Kemali anlatmak, Cumhuriyeti anlatmak, deveyi hendekten hoplatmak demektir.
Mustafa Kemal, olmaz denileni oldurarak, imkânsız denileni başararak bu milleti düştüğü kör kuyulardan çıkardı. O kör kuyulara bir daha düşülmemesi için aklı, bilimi rehber gösterdi.
Her toplum aklı, mantığı ve vicdanı ölçüsünde güçlüdür. Ve o derecede ayakta kalır, bahtiyar olur.
Bugün hala Mustafa Kemale vurarak, kör kuyuların kenarında dolaşmak isteyenlere karşı, milletin dikkatli olması gerekir.
YORUMLAR