Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

NAHL-90

14 Haziran 2017 - 01:17

Cuma namazının hutbesi, Nahl suresi 90. ayeti okuyarak tamamlanır. İmam bu ayeti okuyup, mealini vererek kürsüden iner. Bu ayet ne anlatıyor, bize neler söylüyor pek merak etmeyiz.
            Her birini fevkalade önemsediğim Kur'an ayetleri içerisinde, konusuna binaen bu Nahl suresi 90. ayete, daha farklı nazar ederim. Çünkü ayette; sosyoloji ilminin ve aynı zamanda sosyal psikolojinin temeli olacak, altın değerinde hükümler vardır.
            Nahl-90'a girmeden, ülke gündemini sarsan iki cinayet olayından bahsetmek istiyorum. Ne alaka diyebilirsiniz. Ancak bu iki vahim olayı anlatmam gerekiyor.
            Hafta içerisinde, gündemden düşmeyen cinayet haberleri ile sarsıldık. Konya'nın Cihanbeyli ilçesinde aynı aileden 5 kişi, 1,5 saat içerisinde tüfekle öldürüldü. Cinayetlerin zanlısı, aileden birisiydi.
            27 yaşındaki zanlı Atılgan Kömür'ün ifadeleri, basında geniş yer aldı. Yazılı ve görsel medyada yer alan haberlerde; yakalanan zanlı şunları söylüyordu:
            'Babam ilk öldükten sonra, benim bu akrabalarımla aram açıldı. Beni hep hor gördüler, dışladılar. Bizi akraba gibi görmüyorlardı. Bekârdım ve evlenmek istiyordum. Görücü usulüyle kız istemeye gittik. ‘Bu deli, buna kız vermeyin' diye evlenmeme engel oldular..'
            30 yıldan fazla habercilikle uğraşıyorum. Her haberi, herkesten farklı okumaya çalışırım. Olayların niçini ve nedeni üzerine kafa yorarım. Bunların toplum sosyolojisindeki yerini ararım. İnanç, gelenek, anane ne varsa ilişki bağını araştırırım.
            Konya'daki cinayetlerin zanlısı olan şahsın, daha uçuk ifadeleri de var. Ben olayın adli tarafına değil, daha ziyade sosyolojik tarafına bakmak istiyorum. Dolayısıyla dini anlamda yetersizliklerin, boşlukların toplum düzenini nasıl çürüttüğüne dikkat kesilmek istiyorum.
            Zanlının bu ifadesi, aslında her şeyin başlangıcını gösteriyor. Aile içi sevgisizlik, dayanışma eksikliği, bireylerin birbirini ihmal etmesi ve sair sebepler hemen göze çarpıyor. Bu durum zamanla, şizofirenik bir hastalığa doğru sürükleniyor.
             Ben olayla ilgili haberleri okuyup didiklerken, yaklaşık 1 ay önce Adana'da meydana gelen benzer bir olay hatırıma geldi.
            38 yaşındaki Denizhan Dener isimli şahıs, 6 yıldır anlaştığı kıza dünürcülüğe gitmek için akrabalarını eve davet eder. Basında yer alan haberlere göre; Denizhanla akrabaları arasında evde tartışma çıkar. Silahını çeken şahıs, en yakın akrabalarından 5'ini öldürür. Sonra da kafasına sıkarak, hayatına son verir.
            Bu olayında temelinde; gevşek akrabalık bağlarının, aile içi çekişmelerin rolü olduğu anlaşılmaktadır.
            Son bir ay içerisinde, 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan iki ayrı olayda gördüğümüz şudur: Aile bağlarının zayıflığı, aile içi sevgisizlik, aileler arasındaki anlamsız rekabet toplumun en güçlü olması gereken birimini çökertmeye başlamıştır.
            Aslında bu meseleye dikkatimizi çevirmek için, 11 kişinin ölmesi gerekmezdi. Hayatın içinde gördüklerim ve sizin gördükleriniz, aslında her gün bu vahim tehlikeyi haber vermiyor mu?
            Anasına ve babasına küs olanlar. Miras yüzünden birbiriyle konuşmayan kardeşler. Birbirinin maddiyatını çekemeyen aileler. Birbirlerini vuran kardeşler ve akrabalar.
            Ailenin güç ve kuvveti, devletin kudretinden daha önemlidir. Sevgiyi ve saygıyı paylaşan, maddi olarak yardımlaşan, iyi ve kötü günde beraber olabilen aileler toplumun sağlığını gösterir. Devlet, ancak böyle aileler üzerine inşa edilirse kudretli olur.
            Yaşadıklarımız ve burada anlattıklarımız nerede cereyan ediyor? Elbette Müslüman bir ülkede.
            İki cihan saadetinin tüm şifrelerine sahip bir dinin mensuplarıyız. Kur'an bizim hayatımızın her yönünü şekillendiren, ilahi hükümlerle dolu. Buna rağmen yaşadıklarımız neyin nesidir?
            O zaman Nahl suresinin 90. ayetine nazar etmemiz gerekir diye düşünüyorum:
            ' GERÇEK ŞU Kİ Allah;
            Adaleti,
            İhsanı/ iyiliği
            Ve
            Akrabaya vermeyi emrediyor!
            Fuhşu/ iğrenç işleri, kötülüğü ve azgınlığı yasaklıyor!
            Düşünüp de tutasınız diye size öğüt veriyor.'
             Zekât vermek istediğinizde, ilk önce yakın akrabayı gözetmez miyiz? İftar vermek istediğimizde önce akrabalarımız aklımıza gelmez mi? Kız alıp verirken, önce akrabalarımıza danışmaz mıyız? Başımız sıkıştığında, önce akrabalarımıza müracaat etmez miyiz?
            Kur'an; akrabayı gözetmeyi, akrabaya vermeyi, akrabaya ziyareti, akrabaya ikramı olmazsa olmaz şartı haline getirmiştir.
            Yukarıdaki ayetin derinliğine bakıldığında, şunu görürüz ve anlarız. Adaletli olmakla, iyiliği yerine getirmekle, akrabaya vermek arasında muazzam bir ilişki vardır.
            Akrabaya vermek, sadece maddi yönüyle değildir. Sevgi vermek, zaman ayırmak, ihmal etmemek ve daha nicesi vermek kavramıyla bire bir ilgilidir.
            Bunlar Allah'ın bize emirleridir. Emirlere riayet eden bir Müslüman, kötü ve azgın işleri hiç yapabilir mi?
            Allahın emirlerine uyarak aileyi güçlü tutan toplum, sosyolojik olarak muhkem bir yapı oluşturur. Bu yapının psikolojisi de aynı derecede muhkemdir. Günümüzde sosyal psikoloji dediğimiz bilim dalı, bu yönleriyle vardır.
            Her Cuma namazı hutbesinde; bu ayeti dinleyip gereğini yapmamak yani hayatın içine koymamak ne hazin değil mi?

Bu yazı 1884 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum