Gördes halıcılığının inkişaf ettiği 70'li yılların, saygın halıcılarındandı. Halı sitesinde mağazası vardı. Onu, genç yaşta tanıdım. Pek çoğu gibi, o da bende derin izler bıraktı. Gördes'in tarihinde, birbiri ardınca devam eden altın neslin, parıltılı bir halkasıydı.
Dürüstlüğün zirvesinde, sözü altın ağırlığındaydı. İşinin ehliydi. Alın teriyle, emekle kazanmayı şiar edinmişti. Helal, haram ayırımına sadıktı.
Yüz ifadesinde daima bir ciddiyet hâkimdi. Kaşıkçılı idi. Kaşıkçının yaslandığı Çomaklı dağının zor iklimini, onun yüzünde okumak mümkündü. Ben aslında o ciddi yüz ifadesinin gerisinde, yüreğindeki Çomaklı dağı heybetine hayran kalmıştım.
Diploması, okulu, kitabı yoktu. Bir ömür boyu, onun gibileri izleyerek yaşadım. Yaşadım ve yazdım. Kültürün ötesinde Türk'ün paha biçilmez irfanıydı.
İnanan, inancını hayatına zamk gibi yapıştıran bir adamdı. Bu öyle bir zamktır ki hiçbir pazarlığa gelmez. Hiçbir dünyalığa değişilmez.
Şüphesiz bu inanç ve yaşama hazzından dolayı, Milli Görüş hareketinin tutkunu oldu. Milli Selamet Partisinden itibaren, hep Erbakan hocanın saflarında yer aldı.
Siyasi bir safta yer almak, onun hayat felsefesini asla değiştirmedi.
İzmir Atatürk Lisesinde okuduğum yıllardı. Sanırım 2. sınıftaydım. Bana 'Ahmet Efendi' diye ilk hitap eden, hürmet gösteren o oldu.
70'li yılların başında, Türkiye büyük bir kaosun içindeydi. Siyasi ve ideolojik hareketler, ortalığı kavuruyordu. Silahlı sol örgütlerin, özellikle İzmir'de gövde gösterisi yaptığı bir devirdi.
İzmir'de bir avuç ülkücü, bu taarruzun karşısında mücadele veriyordu. İzmir Ülkü Ocaklarının binası; Keresteciler sitesinde, bir binanın en üst katında metruk bir yerdi. Ancak o kadarı bulunabilmişti.
İzmir Atatürk Lisesinden 4 arkadaş, hafta sonları oraya gidiyorduk. Üniversiteden sayılı isimler geliyordu. Zor ve kahırlı yıllardı.
Bir hafta sonu, yine Ülkü Ocaklarına gittik. İçerisi karanlıktı. Parası ödenemediği için elektrikler kesilmiş dediler. İki simit alınıp, 5'e bölüştürüldüğü bir devirdi o. Kimsenin cebinden çıkarıp, ödeyebilecek hali yoktu.
Genç ve körpecik gövdeme, bir hançer saplanmış gibi hissettim kendimi. Hafta sonu soluğu Gördes'te aldım.
Sayılı birkaç isme gittim. Durumu anlattım. Ufak çapta birkaç kuruş verdiler. Ama yetmezdi.
Bugün sebebini bilemediğim bir arzuyla, halı sitesinde dolaşmaya başladım. Bu halıcıların çoğu milliyetçi ve muhafazakâr insanlardı. Durumu anlatsam, bize yardım edebilirler miydi?
Halı mağazalarının önünden içeriye bakarak, bir bir geçiyorum. Tam onun mağazasının önünden geçerken durdum. İçeriye baktım. Masasında oturuyor. İçimdeki ses, gir içeri' dedi.
Girdim selam verdim. Selamımı aldı ve ilk hitabı şöyle oldu: 'Ahmet Efendi oğlum, hoş geldin.'
Bu hitap yüreğimde volkan gibi kaynadı. Yaşlı başlı adam, benim gibi bir çocuğa efendi' diye hitap ediyordu.
Durumu anlattım. Ancak içimde ürpertiler var. Yanlış bir iş mi yapıyorum diye kendimi didikliyorum. Bir yandan da, elektrikleri kesilmiş Ocak binası geliyor gözlerimin önüne.
Çay ikram etti. Verdiğimiz mücadeleden övgüyle söz etti. Sonra izin istedim. Ayağa kalktı. Benimle tokalaşırken avucumun içine bir şey bıraktı. İzmir'deki gençlere benden selam söyle. Ocağın elektrikleri kesilmesin dedi.
O para 20TL idi. O yıllarda büyük paraydı. Ertesi gün İzmir'e giderken, sevinçten çıldıracak gibiydim. Başkana parayı teslim ederken anlattım Şevki Kösem'i.
15 yaşında bir çocuğa, efendi' diye hitap eden ve ölünceye kadar aynısını söyleyen bu yürek adamını hiç unutmadım. Hep saygı duydum.
Sürücü kurslarında trafik hocalığı yaptığım yıllarda, müracaat etti ehliyet almak için. Belki ilerleyen yaşı dolayısıyla zorluk çekti. Bırakmak istedi, itiraz ettim. Beraber çalıştık, gayret ettik ve sonunda ehliyetini aldı.
Uzun ömürlü yaşadı. İnancından, karakterinden hiçbir taviz vermeden yaşadı.
Vakit geldi, çomaklı dağının heybetiyle göçtü bu dünyadan.
Bir iman adamı, bir yürek adamı unutulmasın, şehrin tarihine kayıt düşülsün diye bu satırları yazmak boynuma borç oldu.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun'
YORUMLAR