Gariplikler, akıl almaz uygulamalar iki asırdır devam ediyor. Bugün ekonomik anlamda yaşadığımız, devasa bir sıkıntı var. Papatya falı açıyoruz hala. Var mı? Yok mu? Ne var, ne yok, yani kriz üzerine neredeyse bahse gireceğiz.
Hâlbuki şirketler, birbiri ardınca konkortodo ilan ediyor. Piyasa zincirinin halkaları kopuyor. İki asırdır her dönemde olduğu gibi, yine üzeri örtülmeye ve yok farz edilmeye çalışılıyor. Aslında kimse farkında değil, iki asırlık bir zaman farkının acılarını yaşamaya devam ediyoruz.
Dikkatinize sunmak istediğim tarihi gerçekler var. Bunları bilmeden, bugünü asla anlamak mümkün değildir. Konumuz şirketlerimiz. Niye iflas erteleme istiyorlar. Niye işçi çıkartıyorlar, niye üretimleri hızla aşağıya düşüyor. Bunun genel ekonomideki yansımaları nelere maloluyor?
1800'lü yıllar, Rönesansı ve bilim devrimini yaşamış olan Avrupa için, sanayi devriminin başladığı dönemdir. Bu aynı zamanda, Avrupa'nın dünya ile ticaretinde büyük bir patlamayı gerçekleştirdiği dönemdir.
İktisat tarihçisi Prof. Dr. Reşat Kasaba, bu durumu şöyle anlatır: 'Avrupa'nın dünyaya ihracatı, 1840'larda yılda yüzde iki oranında artarken, 1870'li yıllarda artış yüzde 6'ya fırlamıştı. İngiliz şirketlerinin dış yatırımları 160 milyon pound'du. 1873 yılında 1milyar pounda ulaşacaktı..'
Taha Akyol, bu tarihi gerçeğe şu şekilde vurgu yapar: 'Böylesine bir ekonomik gelişmenin 'esnaf ortaklığı' ile olamayacağı açıktır. Tüzel kişilik sahibi büyük şirketler, büyük finans kurumları, dev bankalar gelişmeden böyle bir üretim ve ticaretin gerçekleşmeyeceği açıktır.' (Türkiye'nin Hukuk Serüveni, sf:115)
Not düşmek istediğim bir konu var. Aynı zaman diliminde Osmanlı yönetiminde neler yapılıyordu. Bunları bir yazımda dile getirmiştim. İngiltere'den alınan borç paralarla, o ünlü saraylar yapılıyordu.
Konunun ana merkezine gelmek istiyorum. Bütün mesele üretim ve sermaye oluşturmaktır. Bununla beraber, yeni bir ticaret yapısı ve hukuki düzenlemeler gerçekleştirmektir. Avrupa'dan çok sonra, yola kör topal çıktık. Zaman farkını kapatamadık.
Peki niye?
Avrupa ticaret ve şirketler hukuku alanında dipten gelen dalgaları yaşarken, Osmanlıda durum nasıldı? Avrupa'nın iktisadi gelişmesinde rol oynayan asıl unsur, commenda' denilen ortaklık sözleşmeleriydi. Osmanlı'da ise mudaraba' denilen ortaklıklar vardı.
Elinde parası olanlar, bunu bir tüccara veriyor, elde edilen karı paylaşıyordu. Kimdi bu para sahipleri diyeceksiniz. Tımar sistemiyle zengin olan üst düzey yöneticiler, askerler, ulema ve diğerleri. Yani Osmanlı bürokrasisi.
İktisat tarihimizin acı bir gerçeğidir, Osmanlıdaki mudaraba sistemi, Avrupa'nın commendası' ile eş değer olamadı. Çünkü bu ortaklıklar, hükmü şahsiyet yani tüzel kişiliğe sahip değildi. Tüzel kişiliğe sahip şirket', Avrupa hukukunda ortaya çıkmıştır.
Avrupa'da ortaya çıkan şirket', tüzel kişilik sahibidir ve ortakların hayatıyla bağlı değildir. Ayrı karar organı ve kendisine ait sermayesi ve malları vardır.
Osmanlı, ticari ortaklıklarda hükmü şahsiyeti yani tüzel kişiliği niye hayata geçiremedi? Ağır fıkıh yorumları buna izin vermedi. Bin yıl öncesinin fıkıh içtihatlarına saplanıp kaldı. Mesela 19yy'da Mecelleyi yazan büyük hukukçumuz Ahmet Cevdet Paşa, asrın ihtiyaçlarına uygun' kanun maddelerini yazdı. Yazarken 9.yy'da yaşamış hukukçu İmam Züfer'in etkisi altında kaldı.
Büyük tarihçi Halil İnalcık hoca, bu tarihi gerçeği şöyle anlatır: 'Bu yüzden uzun vadeli sermaye birikimi ve ticari teşebbüsler cılız kalmıştır. Osmanlı'da ekonomik gelişmenin devam edememiş olmasının sebeplerinden biri, hükmü şahsiyete sahip şirketlerin bulunmamasıdır.' (Devlet-i Aliye, sf:297)
Netice itibarıyla şunları söyleyebiliriz:
Osmanlı; donuklaşmış saray yönetimiyle, din kabul ettiği ağır fıkıh yorumlarıyla, dışında gelişen dünyanın çok gerisinde kalmıştır. Bu geri kalış, çöküşün zeminini hazırlamıştır.
Üretim ve sermaye yetersizliği, hukuki yetersizliklerle birleşmiş ve derin iktisadi buhrana neden olmuştur. Enflasyonist baskıları derinden hisseden Osmanlı ekonomisi, sıkça akçeyi tağşiş etmek zorunda kalmıştır. Bu durum; yeniçeri ayaklanmalarına, ulemanın katli vaciptir' fetvalarına yol açmıştır.
Zamanın ruhunu anlayamamak, koca bir imparatorluğun çöküşünü de beraberinde getirmiştir.
Bugün hala, bu tarihi seyrin acısını yaşıyoruz. Cumhuriyetle beraber adımlarımızı attık. Ticaret hukukumuzu değiştirdik. Üretim ve sermaye için çırpınıyoruz. Hükmü şahsiyet sahibi şirketlerimiz var.
Fakat her çalkantıda, ilk sallanan onlar oluyor. Bugün olduğu gibi.
Avrupa'da yüz yılı aşmış, kurumsal hale gelmiş şirketler var. Güçlü sermayesi ve geleneği olan şirketler bunlar. Bizde, her çalkantıda batan ve yenisi çıkan ve kredilerle yaşamaya çalışan şirketler var.
Sermayesi yetersiz, üretimi yetersiz, tasarruf gücü yetersiz, girişimci sınıfı yetersiz bir ekonominin; yönetim tarzı zaten yetersiz. Ülke her dönem, popülist iktidarlar tarafından 'idare' ediliyor.
Sonra da soruyoruz tabii olarak, şirketlerimiz niye konkordoto ilan ediyor diye'
YORUMLAR