Harun Reşit, Abbasi devletinin en ünlü halifelerindendir. Hatta en ünlüsü de denebilir. Miladi 8. yüzyılda, 23 yıl süreyle devletin başında kalmıştır. Onun halifeliği döneminde, Abbasiler iktisadi ve askeri bakımdan en parlak devrini yaşamıştır.
Abbasi sarayındaki ihtişam dillere destandır. Bilim ve sanata verilen önem, Harun Reşit saltanatının en dikkat çeken özelliğidir.
Saltanatın göz kamaştırıcı görüntüsü, asırlarca halk hikâyelerine ve kıssalarına ilham kaynağı olmuştur.
Harun Reşit'in sarayı ve saltanatı kadar ünlü olan, bir başka isim daha vardır o dönemde.
Devrin bilge ismi Behlül Dana'dır bu isim. Hem ariftir, hem bilgedir. Halifenin itibar ettiği, hürmet gösterdiği bir şahsiyettir. Behlül Dana'nın hikmetli söz ve misallerle, halifeyi uyardığı çok olmuştur.
Harun Reşit ile Behlül Dana arasındaki bu sözlü atışmalar, bugün Anadolu'da halk hikâyeleri arasında yer alır. Çünkü temsil kabiliyeti yüksek, ders verme özelliği etkili hikâyelerdir bunlar.
Behlül devrinde; kimine göre deli, kimine göre veli, kimine göre meczup, kimine göre bilgedir. O yalnızca saraya değil, halka ve insanlara da dokunan bir isimdir.
Onun bir hikâyesi ile yazıya başlıyorum.
Bir gün pazara tezgâh açtı Behlül. Tezgâhında üç kuru kafa vardı. Satılık diye bağırıyor, müşteri arıyordu. Halk şaştı bu duruma. İlk defa böyle bir şey görüyorlardı. Bu Behlül'ün yapmayacağı şey yoktu.
Behlül kuru kafa satıyorsa, mutlaka bir bildiği ve düşündüğü vardır diye merak sardılar. Sonra yanına varıp sual ettiler: 'Kaç para'
Behlül cevap verdi: 'Birinci kafa, 1 para; ikince kafa, 10 para; üçüncü kafa, ağırlığınca para.'
Şaşkınlık içinde tekrar sordular Behlül'e: 'Hadi canım sende, bunların üçü de kuru kafa. Birbirlerinden hiçbir farkı yok. Nasıl oluyor da birine 1 para, birine 10 para, birine ağırlığınca para istiyorsun.'
Anlatayım dedi Behlül. Herkes meraktan dikkat kesilmiş durumda, dinlemeye başladı:
' Bu kafa, taş kafadır. Dinlemez, öğrenmez ve anlamak istemez. Değeri yoktur. Onun için fiyatı 1 paradır.
Bu kafa, boş kafadır. Dinler fakat öğrenmez, nasihat almaz. Fiyatı 10 paradır.
Bu kafa, hoş kafadır. Dinler, öğrenir, nasihat kabul eder, öğrendiklerini hayata geçirir. Bu yüzden ağırlığınca paradır.'
Asırların süzgecinden geçip gelen hikâyeler, aslında temel meselenin aynı olduğunu gösteriyor. İnsan kafasının eseridir, toplumlar kafasının sonucudur.
Zira kafa, bünyesinde beyni barındırır. Midenin yiyeceğe; beynin düşünmeye, öğrenmeye, bilmeye ihtiyacı vardır. Yiyeceği ihmal ederseniz mide çöplüğe, düşünceyi iptal ederseniz beyin betona dönüşür.
Bizim lisanımızda kafa, genellikle düşünce, bilgi, tefekkür ve beceri olarak kullanılır. Kafalı çocuk, kafalı adam böyle bir şeydir. Akıl ve mantık, düşünce ve beceri kafanın eseridir. Bunlar yoksa kafa ne yapsın.
Ölçüyü bozdun mu dertler başlar. Kimisi kafayı sıyırır, kimisi kafayı bozar. Kimisi de kafayı yer.
Tarihe tecrübe göstermiştir ki önce kendi kafana güveneceksin. Güvenebilmen için, kafanın çalışmasını sağlayacaksın. Okuyup araştıracaksın. Mukayese edeceksin. Sana söylenen her şeye; emme basma tulumba gibi kafanı indirip kaldırmayacaksın. Neden, niçin ve nasıl demeyi öğreneceksin.
Aksi halde başın dertten, gaileden kurtulmaz. Bazen eşek kafam dersin. Bazen kafamı kırayım dersin. Aslında suçlu kafan değildir. Suç, kafanın hakkını verememektir.
Toplumların yaşadığı başarı hikâyelerinde, hep kafa vardır. Sarsıntı ve çöküşlerinde de kafa vardır.
Taş kafa veya boş kafanın hâkim olduğu bir toplum düşünün. Bir de hoş kafaların hâkim olduğu bir toplum düşünün. Elbette aralarında dağlar kadar fark olacaktır.
Richard Brinsley Sheridan, ünlü İngiliz siyaset adamıdır. Nükte ve hicivleri ile tanınmıştır. Belagat sanatının, dünyadaki numune isimlerindendir. 18yy'da iktidardaki Wight partisinin üyesidir.
Bilgiyi, siyaseti, ülkeyi didik didik eden müthiş bir kafadır. Partisinin kararlarına ve uygulamalarına karşı çıktığı çok olmuştur. Tenkit ve hicivleri, dokunaklı konuşmaları edebi bir şaheserdir.
Partisi tarafından parlamentoya bir yasa teklifi getirilir. Sheridan çılgına döner. Bu yasanın sakıncalarını, tüm gerekçeleri ile anlatır. Daha iyi anlaşılması için, konuşmasını şöyle bitirir:
'Çaresizlik içinde bunaldıklarından ne yapacaklarını bilemeyen insanların; kafalarını, zaman zaman duvara vurduklarını işitmiştim. Ama kafalarını vurmak için, onların özel bir duvar inşa ettiklerini de ilk defa görüyorum.' ( Nejat Muallimoğlu, Politikada Nükte, sf:31)
Hoş kafa yapısına sahip toplumlar; bütün engelleri, bütün duvarları yıkarak gelişir ve büyür.
Boş kafalı toplumlar, kafalarını vurmak için özel duvar inşa ederler. Sonunda ya duvar yıkılır, ya kafaları kopar.
YORUMLAR