Doç.Dr.İbrahim KOÇ

Doç.Dr.İbrahim KOÇ

49ibkoc@gmail.com

Bir Kitap ve Düşündürdükleri-1

04 Nisan 2025 - 18:59 - Güncelleme: 04 Nisan 2025 - 19:00

Kitap: İntihar Eden Öğretmen Okulu: Yazar: Necati Küçük
Değerli okurlarım, bu defa yine Gördes Kırsalından çıkıp, çetin mücadeleler sonucunda okuyup kendini yetiştiren ve sizlerin de yakından tanıdığı bir yazarımız olan Necati Küçük’ün kitabı olan “İntihar Eden Öğretmen Okulu” adlı kitabını özetledikten sonra bu konuda kendi görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazının uzun olup sizleri sıkmaması için ikiye bölerek gazeteye vermek istedim. Bu yazıda kitabın özetini vereceğim. Gelecek yazıda bu konudaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Öncelikle Necati Küçük’ü böyle bir kitabı yazdığı için tebrik ediyorum. Çünkü yıllar sonra toplumun bunları öğrenmesi ve bir daha böyle durumların yaşanmaması için alınması gereken tedbirlerin ortaya konmasına vesile olabilmesi açısından çok büyük bir hizmeti yerine getirmiştir.
Başlangıçta ilkokuldan sonra yatılı bir okulda okumak amacı ile gece gündüz çalışarak kazanılmış bir okul sınavı ve arkasından okula gidip kaydolma ve yeni arkadaşları birlikte okula hevesle başlama olayı anlatılmaktadır. Bu okul ilk okuldan sonra yedi yıllık olan Demirci Yatılı Öğretmen Okulu’dur. Devlet her türlü yatırımı yaparak öğretmen yetiştirmek için mükemmel bir okul yapmıştır. Yedi yılın sonunda öğretmen olarak okulu bitirip ülkenin değişik yerlerine tayinleri çıkacak ve oralarda öğretmenlik yapacaklardır.
İkinci sınıfa başladıklarında müdürlerinin başka yere tayin olduğunu yerine bir başkasının geldiğini ve okulda çalınan müzik yayınlarının değiştiğini ve içeriğinin tam olarak ne olduğunu bilmediği devrimci ve ülkücü gençlik kavramlarını duymaya başladığını ifade etmektedir. En samimi arkadaşlarının ülkücü kesimden olduğunu fark eder.
Her şey çok hızlı değişmektedir. Daha orta son sınıfta iken binalardan biri restore edilerek liseye dayalı iki yıllık eğitim enstitüsü haline getirilip ilkokullara sınıf öğretmeni yetiştirmeye karar verilmiştir. Çünkü çıkarılan bir yasa ile ilkokul öğretmenlerinin de üniversite mezunu olmaları istenmiştir. Bu kanunla birlikte süresi yedi yıl olan Demirci Devlet Parasız Yatılı İlk Öğretmen Okulu altı yıllık bir liseye dönüştürülmüş ve Demirci Öğretmen Lisesi adını almıştır. Bu dönüşümden sonra okula yeni öğrenci alımı durdurulmuştur.
Böylece kendileri daha ortaokul eğitimi alırken üniversite öğrencileri ile ayni ortamda eğitimlerini sürdürmeye başlamışlardır. Bu üniversite öğrencileri ile birlikte sağ sol çatışmaları Demirci Öğretmen Lisesi’ni de içine almaya başlamıştır. Lise 2. Sınıfa başlamak için geldikleri okullarında sağ sol çatışması içinde bulur Necati kendini. Sol kesimden daha önce öldürülmüş olan arkadaşlarının adını söyleyerek “………………. arkadaşımızı niçin öldürdünüz lan “diyerek saldırmışlar ve Necati’yi dövmüşlerdir. Oysa Necati’nin böyle bir şeyden haberi yoktur ve masumdur.
Yine okulda ülkücü olarak damgalanan Necati ve Hamza’yı yataklarından kaldırarak sorgu odasına götürüp orada sorguya çekip “bundan sonra hareketlerinize dikkat edin “diyerek tekrar yataklarına geri göndermişlerdir. Bu sorgulamaların ertesi günü çoğu öğrenci okulu terk edip memleketlerine gitmiş oldukları belirtilmektedir. Ancak Necati ne pahasına olursa olsun mutlaka okulu bitirip diploma almayı düşünmektedir.
Diğer taraftan yedi yıl okuduktan sonra öğretmen olarak tayin olma hakları ellerinden alınan Öğretmen okulu öğrencileri boykot eylemini sürdürmektedirler. İlerleyen günlerde bu defa sol gruplar kendi aralarında ayrışmaya ve birbirleri ile kavga etmeye başlar. Bunlar Dev genç ve Halkın Kurtuluşu örgütleridir. Necati ve birkaç arkadaşı, iki sol grubun çatışmasında Halkın Kurtuluşu tarafını desteklemeye karar vermişlerdir. Ancak bu iki sol grup anlaşarak bizim bu çatışmamız Faşistlerin işine yarar diyerek kavgalarına son verirler. Necati gibiler tekrar ortada kalırlar.
Ülke genelinde sağ sol çatışmaları artmış okullarda dersler yapılmaz hale geldiği için hükümet yarıyıl tatilini öne çekip okulun açılmasını da uzatarak güya terörü önlemek isterken eğitimsiz geçen günlerin sayısını artırmaktan başka bir çare bulamamıştır. Necati, yarıyıl tatilini köyünde geçirmiştir.
Okulun açılışından bir gün sonra Demirci’de olacak şekilde bir zaman planlaması yaparak eniştesiyle birlikte Demirci’ye gelmiştir. Sebebi ise ilk gün çıkacak şiddet olaylarından kaçınmaktır. Eğer ters bir durumla karşılaşırsa eniştesiyle birlikte baba ocağına geri dönmeyi düşünmektedir.   Okulda bir iki gün her şey yolunda gider. Daha sonra Necati, başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır “Bir gün okulda yemeğimi yemiş ve tuvalete uğramıştım. Tuvaletten çıktıktan sonra bir grubun orada beklemekte olduğunu gördüm. Hepsi bir alt devre öğrencileriydi. Lavaboda ellerimi yıkamaya başladım.  Aynadan bana doğru yaklaşmakta olduklarını gördüm.
Hepsi birden bana vurmaya başladılar. Her tarafıma yumruklar yağıyordu. Yumruk çok olunca korunmak da zor oluyordu. Küfür yoktu her şey sessizce devam ediyordu. Uğradığım şiddetten dolayı her taraf karanlık görünüyordu. Beni iyice dövdükten sonra, görevlerini gururla yerine getirmişçesine oradan ayrılıp gittiler. “
Başka bir gün, fen bilgisi dersinde nöbetçiydim ve sınıftaki gürültüyü susturmak isterken hoca içeri girdi. Evladım bu gürültü nedir diyerek hiç ummadığım bir şekilde hocanın yumruğunu yüzümde hissetim ve yere düştüm. Karşı tarafın adamı görüldüğüm için bu yumruğu yemiştim.
Başıma gelen bu olayları bir dilekçe haline getirerek müdür beye vermek istedim. Müdür bey, odasında birisiyle telefonla görüşüyordu, odasına girmemi istemeyen bir tavırla tersleyerek dışarı çıkmamı istedi. Daha sonra birkaç kişi yanıma gelerek o dilekçeyi müdüre verirsen başına gelecekleri sen düşün diyerek beni tehdit ettiler. Çaresiz oradan ayrıldım.
Bize, karşı taraftan görünmemek için hiç kimse sahip çıkmıyordu. Çok istememe rağmen okulda kalıp derslerimi takip imkânı kalmadığından okulu terk etmek zorunda kaldım. Bizi dövenlerle mahkememiz oldu. Hâkim onları içeri çağırdı. Biz dışarıda bekledik. Daha sonra onları dışarı çıkardılar bize de küçük bir pusula verdiler. Pusulada üç ay sonra mahkemeye gelmemiz yazıyordu. Biz okumaya mı geldik mahkemelerde sürünmeye geldik düşünceleri kafamdan geldi geçti. Yazar, bu kadar olayların oluşmasına neden olanların sayısının bir elin parmakları sayısı kadar olduğunu da belirtmektedir. 
Köyüme geldikten üç hafta sonra resmi bir zarf geldi. Zarftaki yazıda on beş gün devamsızlıktan dolayı kaydımın silindiği ve devletin yaptığı masrafların geri alınacağına dair işlemlerin başlatılacağı yazıyordu.
Bunun üzerine hocaların yardımı ile Danıştay 8. Dairesine durumu anlatan bir dilekçe yazarak okula devamımın sağlanmasını istedim. Daha sonra gelen yazıda yaşımın küçüklüğü nedeniyle dava açma ehliyetimin olmaması yüzünden dilekçenin işleme konulmadığı bildiriliyordu.
Bu arada Ecevit Erbakan hükümeti yerine Demirel hükümeti kurulmuştu. Bu hükümet Orta ve yüksek öğretimde kaydı silinenlere yeni bir af getirdiğini ve bundan yararlanmak isteyenlerin kayıtlarını yenileyebilecekleri belirtiliyordu.
Bu haber üzerine hemen Demirci’ye giderek ben ve benim gibi 25 kişi polis desteğinde kaydımızı yeniledik. Ancak devletin sağladığı konforlu yatılılık hakkımı da kaybetmiştim. Okulu artık kendi imkanlarım ile okumak zorundaydım.
1980 yılının bir nisan günü Demirci Öğretmen Lisesi’nin avlusunda valizleri ellerinde olan 200-300 civarında öğrencinin otobüslere binmekte olduklarını gördük. Bu öğrenciler bizim devre arkadaşlarımızdı. Çoğu sicilleri temiz kız ve erkek öğrencilerdi. İki üç ay sonra çoğu mezun olacaklardı. Otobüsler öğrencileri aldıktan sonra okuldan ayrıldı ve bir daha geri dönmediler. Çünkü bunların öğretmenlik hakları ellerinden alınmıştı. Buna tepki olarak öğrenciler okulu terk etmişti. İşte bu bir okulun intiharıdır.  Ben ve benim gibilere gelince en azından lise mezunu olabilmek için 25 arkadaşım okulda kaldı. Gündüzlü öğrencilerle 125 civarında öğrenci kavga döğüş olmadan derslerimize devam ettik. Lise mezunu olarak diplomamı aldım.
Devam edecek

Bu yazı 77 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum