Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik nidalarıyla tarihe geçen devrimlerin gerçekten halkın eseri olup olmadığı tartışmalı bir meseledir. Elbette tarih kitapları devrimleri genellikle halk ayaklanmaları olarak anlatır; "halk isyan etti, monarşiyi yıktı, yeni bir düzen kurdu" derler. Fakat işin içine sosyoloji, iktisat tarihi ve siyaset bilimi girdiğinde bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor: Devrimler genellikle halkın değil, burjuvazinin ve sermaye sınıfının girişimleri olarak doğuyor. Halk ise çoğu zaman figüran olmaktan öteye geçemiyor.
Şimdi, halk ayaklanmalarının neden genellikle bir burjuva projesi olduğunu anlatmadan önce, herhangi bir okuyucunun beni karşı devrimci sanmaması için şu esprili uyarıyı yapayım: Dünyadaki devrimleri ve devrimcileri çoğu zaman hayranlıkla okuyup izlemişimdir. Lütfen insanları giyotine sokmadan önce kendinizi ne yapıyorum acaba diye sorgulayın.
Devrimler Neden Gerçekten "Halkın" Değildir?
● Ekonomik Dönüşüm Olmadan Devrim Olmaz
Karl Marx, devrimlerin sınıf çatışmasıyla tetiklendiğini söyler. Bu bir nevi doğrudur da. Devrimlerin büyük çoğunluğu ekonomik yapıların değişimiyle doğrudan bağlantılıdır. Fransız Devrimi (1789), İngiliz Devrimi (1642), Amerikan Devrimi (1776) ve hatta Ekim Devrimi (1917) gibi büyük devrimler, üretim ilişkilerinin dönüşüm sürecinde ortaya çıktı.
Fransız Devrimi'ni ele alalım: Kral XVI. Louis keyfi harcamaları ve savaş giderleri yüzünden devlet hazinesini tüketmişti. Ancak işin aslı şu ki, o dönemde Fransa'da burjuvazi zaten yükseliyordu. Ticaret ve sanayi güçlenmiş, feodal toprak sahipleri burjuvanın hızına yetişemez olmuştu. Burjuvazi, aristokrasinin ekonomik ayrıcalıklarını yıkmadan kendi gücünü artırmakta zorlanıyordu. Peki, ne yaptılar? Halkı kışkırtarak monarşiyi devirdiler. Sonuç? Feodal düzen yıkıldı, kapitalizm önündeki engelleri kaldırdı, burjuvazi iktidara yerleşti.
Fransız tarihçi François Furet bu durumu şöyle özetler: "Fransız Devrimi, halkın feodalizme karşı mücadelesi değil, burjuvazinin rakip sınıfları bertaraf etme hareketiydi."
● Devrimi Kimin Finanse Ettiğine Bakın
Devrimlerin büyük finansörleri hep ticaret erbabı, sanayiciler ve sermaye sahipleridir. Mesela Amerikan Devrimi’nde isyanı örgütleyenler, İngilizlerin koyduğu vergilerden bunalan tüccarlardı. "Temsil yoksa vergi yok!" sloganı atan sıradan halk değil, liman sahipleri ve büyük tüccarlardı.
Bolşevik Devrimi’nde Lenin'in Almanya'dan maddi destek alması da bir sır değildir. Lenin ve arkadaşları, halk hareketini dev bir propagandayla yönlendirdi ama sonunda iktidara gelen Bolşevikler, işçilerin değil, parti elitlerinin iktidarını kurdu.
Lenin bile 1921'de şu sözleri söylemek zorunda kalmıştı:
"İşçilerin doğrudan yönetimi bir hayaldi, partinin disiplini esas olmalıydı."
Yani devrimlerin sonrasında halk genellikle yine kenarda kalıyor, yönetime yeni bir elit grup yerleşiyor.
● Halk Yapar, Burjuvazi Yönetir
Büyük devrimlerde halk çoğu zaman sokakta kan döken, barikat kuran, savaşan taraf olur. Ancak devrim başarıya ulaşınca, halkın içinden çıkan isimsiz kahramanlar tarih sahnesinden çekilir ve asıl kazananlar yeni yönetici sınıf olur. Fransız Devrimi'nde Jakobenler "halk için" hareket ettiklerini iddia etseler de, devrim sonunda yönetimi liberal burjuvazi devraldı. Halkın ekmek ve eşitlik beklentisi büyük oranda boşa çıktı.
Tarihçi Albert Soboul bu durumu şöyle açıklar:
"Fransız Devrimi, halkın sefaleti içinde burjuvazinin yükselişini garantileyen bir süreçti."
● Devrimler Kimindir?
Devrimlerin halkın eseri olduğu yanılgısı, romantik bir tarih anlayışının sonucudur. Devrimler, değişen ekonomik ve siyasi dengeler doğrultusunda sermaye sınıfının yeni bir düzen kurmak için yönlendirdiği olaylardır. Halk, süreçte bir araç olarak kullanılır ama devrim bittiğinde ödülleri toplamak genellikle sermaye sınıfına düşer.
Bunu söylerken devrimleri kötülemiyorum; devrimler bazen kaçınılmazdır ve tarihin akışını değiştirir. Ancak devrimleri sadece yoksulların ve işçilerin eseri gibi görmek, onların asıl aktör olmadığını gözden kaçırmak olur.
YORUMLAR